Seneca Ahlak Mektupları 51. Mektup özet
51. Mektup
Gerçi kimi doğal güzellikleri var ama yine sefahat sürenlerin bayram yeri olarak burayı seçmesi yüzünden kaçınılması gereken bir yer. “Nasıl şey o öyle? Bir yerden açıkça nefret edilir mi hiç?” Edilmez doğal olarak, ama nasıl ki falan giysi bir bilgeye, dürüst insana başka giysiden daha çok yakışırsa, nasıl insan hiçbir renkten nefret etmese de falan rengin sadelikle az bağdaştığını düşünürse, 170 bölge de böyledir.
Yalnız bedenimiz için değil, manevi, ahlaki yanımız için de sağlıklı bir yer seçmeliyiz. İşkenceciler arasında yaşamak istemediğim gibi, meyhaneler arasında da yaşamak istemem.
Hataların tuzağından elimizden geldiğince kaçalım, güçlendirelim ruhumuzu; zevklerin okşayışından, kışkırtısından uzaklara çekelim onu. Tek bir kışlak, Hannibal'ı gevşetmeye yetti: Ne karların ne Alp Dağları'nın engelleyebildiği o yiğidi Campania’nın tatlı sıcaklığı yumuşatıverdi. Silahlarla yendi, kusurlarına yenildi Hannibal. Bizim de savaşmamız gerekir, hem de askerler gibi; savaşta ne dur durak ne de dinlence vardır. Özellikle zevklere karşı çarpışmalı insan. Bunlar, gördüğün gibi, sert yaradılışlı kimseleri bile elde ederler. Eğer bir insan nasıl bir iş yüklendiğini bir düşünse, zevke, gevşekliğe hiç ödün vermemesi gerektiğini bilir. O sıcacık kurnalarda işim ne benim? O kuru, yakıcı havanın bedeni bitkinleştirdiği halvetlerde? Biz çalışmayla akıtalım terlerimizi. Hannibal'ın yaptığı gibi işlerimizi yarıda bırakıp savaştan vazgeçerek bedenimizin bakımı derdine düşersek, herkes haklı olarak, yengi kazanan için de daha yengi kazanmamış kimse için de tehlikeli olan bu gevşekliği ayıplar. Kader bana savaş açtı, onun buyruklarını yerine getirecek değilim. Boyunduruğuna girmiyorum ama daha büyük cesaret gerektiren bir şey yapıyorum: Fırlatıp atıyorum onu. Ruhumuzun gevşemesine izin vermeyelim, zevke boyun eğersem acıya da boyun eğmem gerekir; zahmete de fakirliğe de. İki şey, üstümde eşit haklar iddia edecek: ihtiras ve öfke. Bu kadar çok ihtiras beni dört yana çekiştirip duracak, daha doğrusu paramparça edecek. Özgürlük konmuş ortaya ödül olarak. Bu ödül için çaba harcayacağız. “Nedir özgürlük?” diye soruyorsun. Hiçbir şeye, hiçbir zorunluluğa, hiçbir duruma köle olmamaktır. Kaderi eşit şartla savaşa çekmek! Ondan daha güçlü olduğumu anladığım gün hiçbir şey yapamayacak bana. Onun elinde ölüm olduğu halde, onu ben sürükleyip götüreceğim. Bu düşüncelerle yoğrulmuş kimsenin, ciddi görünümlü kutsal yerleri seçmesi gerekir.
Aşırı güzellik ruhları kadınlaştırır; kuşku yok ki, bir bölgenin havası insanın gücünü az çok yıpratabilir. Yük hayvanları yola dayanıklı olsalar da, tırnaklarını katılaştıran sert bir arazidir; yumuşak, bataklık bir otlakta beslendiler mi tırnakları çabucak aşınır. Güçlü asker de sert topraklardan gelir. Kentli ve ev koşullarında yaşayan köle tembeldir. Sabanı bırakıp silaha yapışan el, hiçbir işten kaçmaz. O kokulara bulanmış parlak kentli ise ilk toz bulutunda bayılır kalır. Bölgenin sert düzeni güçlendirir yeteneği, büyük girişimlere elverişli kılar.
Özellikle zevkleri kov içinden, en büyük düşman say. Mısırlıların eşkiyalara “Philetas” demeleri gibi; zevkler boğmak için sarılırlar bize.
Yorumlar
Yorum Gönder