Kayıtlar

Kırgın Değilim Üzgünüm

Hikaye kitabımdan Züheyr altmışını çoktan geçmişti. Yıllar ona insanları tanımayı öğretmişti ama bir huyundan vazgeçememişti: Telefonu çaldığında açardı. Bilinmeyen numara bile olsa… Kırıldığı, hatta kendisine sırt çevirdiğini düşündüğü insanlar bile aradığında sesini değiştirmezdi. Belki gerçekten ihtiyacı vardır, diye düşünürdü. Belki bir insan, bir söz bekliyordur. İnsanlardan umudunu hiç eksiltmemişti. O sabah, manevi kardeşim dediği ve yıllar önce aynı evi paylaştığı dostuna bir mesaj yazdı. Cevap gelmedi. Bir gün sonra tekrar mesaj yazdı. Cevap gelmedi. Ertesi gün aradı. Telefon uzun uzun çaldı. Açılmadı. Belki meşguldür, dedi. Sevdiği insana mazeret bulmakta ustaydı. İki gün daha geçti. Akşam, salonun köşesindeki eski koltuğa oturdu. Telefonunu eline aldı. Yazdı, sildi. Yeniden yazdı, yine sildi. Kırgın görünmek istemiyordu. Sitem etmek de… Sonunda kısa bir mesaj yazdı: “İki mesajıma ve aramama dönüş olmayınca içim burkuldu. Sizi kardeş gibi seven...

DELİKLİ FIÇI!

Ekonomi politikalarında insanı en çok yanıltan düşünce, gelirin artmasının bütün sorunları çözeceğine inanmaktır. Oysa tarihin süzgecinden geçen temel gerçek şudur: Gideri terbiye etmeden gelir ne kadar artarsa artsın, o delikli fıçı asla dolmayacaktır.  Bu; yalnızca bir hane halkının o mütevazı mutfak masasında değil, bir ulusun o vakur hazine dairesinde de hüküm süren değişmez bir mali ve toplumsal gerçektir. Gelir artışı çoğu zaman refahın habercisi gibi sunulur. Oysa bu artışın hangi kaynaklardan doğduğu belirleyicidir. Eğer artış, üretim yerine ranta, sürdürülemez borçlanmaya veya karşılıksız para genişlemesine dayanıyorsa, karşımızdaki tablo gerçek bir büyüme değil, geçici bir genişlemedir.  Bu, kredi kartı limitini gelir zanneden birinin yanılgısından farklı değildir. Yarının ekmeğini bugünden fütursuzca tüketmek, gerçek bir zenginliğe yürümek değil; kendi elleriyle hazırlanan tekinsiz bir uçuruma vakurlu adımlarla ilerlemektir. “Gideri terbiye etmek” alelade bir kısınt...

Sözsüz Vaizler

Bazı insanlar vardır; konuşmadan öğretirler. Bir bakışları, bir duruşları, hatta sessizlikleri bile mesaj taşır. Onların dili sözlerden çok hâlleridir. Ruhu'l-Beyan'da şöyle denir: "Allah'ı hatırlatan, sözüyle değil duruşuyla öğüt veren kimseyi gördüğünde onun peşini bırakma. Mümkün olduğunca onunla beraber ol." Bugün bilgiye ulaşmak çok kolay. Kitaplar, videolar, sosyal medya ve sayısız konuşmacı... Fakat asıl mesele doğruyu duymak değil, doğruyu yaşamaktır. Neden Bu İnsanlar Kıymetlidir? Bazı insanlar anlattıklarıyla değil, yaşantılarıyla etkilerler. Onları genellikle şu özelliklerinden tanırız: Gösterişten uzak dururlar. Kalabalıkları etkileme peşinde koşmazlar. Sade yaşarlar. Tebessümleri birçok nasihatten daha etkilidir. Zorluk karşısında sabırlıdırlar. Nimet karşısında şükretmeyi bilirler. Onların yanında insan kendisini sorgulamaya başlar. Çünkü söyledikleriyle yaptıkları arasında mesafe yoktur. Gün...

İnsanın Asıl Yoksulluğu

“Külâhın sat yine lâkin yokuncul olma nâ-merde / Cihânda kelle sağ olsun külâh eksik değil merde…” — Necib Bazı sözler vardır; kulağa uğramaz, doğrudan kalbe iner. Necib’in beyti de böyledir. İlk bakışta yoksulluğa dair bir öğüt gibi görünür; oysa biraz durup içe bakınca başka bir kapı aralar: Asıl yoksulluk nedir? İnsan neyi kaybedince gerçekten eksilir? Parasını mı? Malını mı? Gücünü mü? Yoksa bir gün aynaya baktığında, gözlerinin içine bakacak cesareti mi? Hayatın terazisi acımasızdır: Güçlü zayıflar, sözü geçen susar, eli veren el açar. İtibar yalnızlıkla, cesaret korkuyla, varlık darlıkla sınanır. İnsan çoğu zaman kaybettikleriyle değil; kaybederken neye dönüştüğüyle imtihan edilir. Necib’in inceliği burada gizlidir: “Külâhını sat” der, yani eksilmekten korkma. Çünkü mal kaybolur, makam söner, düzen bozulur; fakat insanı küçülten bunlar değildir. Ardından ağır bir uyarı bırakır: “Nâ-merde yokuncul olma.” Aç kalmak başka, haysiyetini aç bırakmak başkadır. Yardım görmek başka, ö...

GÖRGÜ KURALLARI

İslâm;  doğumdan  ölüme  kadar hayatın ne şekilde  yaşanacağını, davranışların nasıl olacağını, iç ve dış dünyamızın ne şekilde bir  yapıya  kavuşturulacağını  tespit  etmiştir. Madden ve mânen sağlıklı bir fert, sağlıklı bir aile  ve  sağlıklı  bir  toplumun  yolu   İslâmın emrettiği  hayat tarzını    yaşamak ile mümkün olabilecektir.  Her hayrın başı Besmeledir !  Her hayırlı işe Bismillahirrahmanirrahim ile başlanır. Sonunda da Elhamdülillah denir.      Sevgili Peygamberimiz: "Bir işe besmele ile başlanılmaz sonunda da Elhamdülillah denilmezse o işte hayır olmaz" buyurmuştur. Çünkü besmele çekerek kul ile Allah arasındaki gerçek alâka kurulmuş olur. Nerelerde besmele çekilir veya çekilmez bir kaç misal verelim:     "Yemek yemeğe, abdest almaya  ve hayırlı işe başlarken besmele çekmek sünnettir.      . Tuvalete girerken besmele...