Kayıtlar

GÖRGÜ KURALLARI

İslâm;  doğumdan  ölüme  kadar hayatın ne şekilde  yaşanacağını, davranışların nasıl olacağını, iç ve dış dünyamızın ne şekilde bir  yapıya  kavuşturulacağını  tespit  etmiştir. Madden ve mânen sağlıklı bir fert, sağlıklı bir aile  ve  sağlıklı  bir  toplumun  yolu   İslâmın emrettiği  hayat tarzını    yaşamak ile mümkün olabilecektir.  Her hayrın başı Besmeledir !  Her hayırlı işe Bismillahirrahmanirrahim ile başlanır. Sonunda da Elhamdülillah denir.      Sevgili Peygamberimiz: "Bir işe besmele ile başlanılmaz sonunda da Elhamdülillah denilmezse o işte hayır olmaz" buyurmuştur. Çünkü besmele çekerek kul ile Allah arasındaki gerçek alâka kurulmuş olur. Nerelerde besmele çekilir veya çekilmez bir kaç misal verelim:     "Yemek yemeğe, abdest almaya  ve hayırlı işe başlarken besmele çekmek sünnettir.      . Tuvalete girerken besmele...

Kontrolü ve Teslimiyeti Ayırma Sanatı

  İçsel Rehber: Kontrolü ve Teslimiyeti Ayırma Sanatı 1. Kuralı Kabul Et: “Her şeyi kontrol edemezsin.” 🔹 Sokratik soru: “Eğer her şey bana bağlı olsaydı, başka kimsenin iradesine, doğanın düzenine ve zamanın akışına neden ihtiyaç olurdu?” Kabul etmen gereken ilk şey şudur: Hayat, tam kontrol değil; kısmi etki alanıdır. Nerede kontrolün bittiğini görmek, gücün değil bilgelik göstergesidir. 2. 3 Sütun Tekniği: Kontrol / Etki / Teslim Bir kağıt al. Üç sütun çiz: Kontrolümde: Ne zaman uyuyacağım, nasıl düşüneceğim, ne yiyip içeceğim, neyi anlatacağım. Etkileyebilirim: Yakın ilişkilerimdeki dinamikler, projeler, davranışlar. Teslim etmeliyim: Başkalarının kararları, hava, ölüm, geçmiş, insanların beni sevip sevmemesi. 🪞 Her gün bir olay yaşadığında bu tabloya göre yerleştir. "Bu olay hangi sütuna ait?" sorusu, zihinsel bir filtre sistemine dönüşecek. 3. “Bırakma Kasını” Geliştir Tıpkı spor salonunda kas geliştirmek gibi, teslimiyet de bir içsel kastır. Güçlü olmak, her şe...

Ahlaki Yankı

Her davranış yalnızca bize ait değildir; başkalarında çoğalan bir çağrıdır. İnsan, yaptıklarından çok, bıraktığı izlerle hatırlanır. Bir söz dudaktan çıktığı anda kişisel olmaktan çıkar; başka bir zihinde biçim değiştirir, başka bir kalpte kök salar. Umut da olabilir, yük de. Her davranış sessiz bir davettir:  “Ben böyle yaptım. Sen de yapar mısın?” Bir bakışın bir çocuğa ömürlük cesaret verebileceğini düşündün mü? Ya da küçümseyici bir sözün yıllarca sürecek bir iç sese dönüşebileceğini? Bir konferans sonrası yanıma gelen öğretmenin titreyen sesi hâlâ aklımda: “Bugün öğrencilerime başka davranacağım.” O an anladım: Etki çoğu zaman sözde değil, duruştadır. İnsan farkında olmadan bir ahlaki yankı üretir; sustuktan sonra bile eylemleri yaşamayı sürdürür. Peki, bu görünmez yankının sorumluluğunu taşımaya hazır mıyız? Kant’ın sorusu nettir:   “Öyle davran ki, eylemin evrensel bir yasa olabilsin.” Bu düşünce insanı rahatsız edici bir gerçekle yüzleştirir: Öfkemiz de merhametimiz de...

HANGİNİZ MUHAMMED?

Medine’nin tozlu yollarından biri… Dımâm b. Sa’lebe, merakla mescide doğru yürüyordu. Aradığı kişi Allah’ın Elçisi’ydi. Uzaktan bir topluluk gördü; içlerinden biri mutlaka peygamber olmalıydı. Yaklaştı ve sordu: “Hanginiz Muhammed?” Bu soru, yalnızca bir yabancının merakını değil, Hz. Peygamber’in hayata duruşunu tek cümlede özetler. Çünkü o, giyimiyle, oturuşuyla, sesiyle çevresindekilerden ayırt edilemeyecek kadar sade bir insandı. Devlet başkanıydı, ama gösterişsizdi. Elçiydi, ama mesafelere saklanmamıştı. Liderdi; fakat en ulaşılabilir olan oydu. Bir sahabinin şu sözleri bu hakikati berraklaştırır: “Babam beni Resûlullah’a götürdü. Karşımda oturan kişinin Allah’ın Elçisi olduğuna inanamadım. Çünkü be n peygamberi olağanüstü bir varlık sanırdım; oysa karşımda son derece mütevazı bir insan vardı.” Tevazu, onun büyüklüğünü gizleyen değil, büyüklüğünü büyüten bir ahlâk biçimiydi. Kur’an bu gerçeği şöyle dile getirir: “Size kendi içinizden öyle bir resûl gelmiştir ki, sıkıntıya düşmeniz...