SON SÖZÜN GÖLGESİ
Haklı çıkmak, insana geçici bir krallık bahşeder; gerçeğin avuçlarına bırakılmak ise dipsiz bir özgürlük. Bazen kaybettiğimizi sandığımız o an, aslında kendimizle ilk kez karşılaştığımız yerdir. Bir tartışmanın son saniyesinde, o “son sözü” ortaya bıraktığımızda içimizde ne uyanır? Zafer mi? Yoksa kimsenin görmediği bir yorgunluk mu? İnsan çoğu zaman fikrini korumak için değil, incinmemek için konuşur. Ses yükselir, kelimeler sertleşir, araya görünmez duvarlar girer. Ve o duvarın ardında kazanılan şey çoğu zaman hakikat değil, yalnızlıktır. Akşamüstü bir aile sofrası düşünün. Baba ile oğul arasında, porselen tabakların sessizliğine karışan bir gerilim. “Senin iyiliğin için…” der baba. “Beni hiç dinlemiyorsun…” der oğul. Sofrada ekmek bölünmüştür ama aradaki mesafe büyümüştür. Tam o anda biri sadece şunu diyebilse: “Belki de seni duymakta zorlandım.” Bu cümle hiçbir şeyi çözmez belki. Ama duvarın içine ilk çatlağı açar. Sokrates’in hatırlattığı şey tam da...