Seneca Ahlak Mektupları 31. Mektup

 

31. Mektup


Lucilius'umu tanımaya başladım şimdi. Erişmeye söz verdiği kişiliğini belirginleştirmeye başladı. Halkın değerlerini ayaklar altına alarak, her an yetkin değere doğru yönelttiğin o ruh atılımını izle hep, senin gayret ettiğinden ne daha büyük ne daha iyi olmanı isterim. Senin attığın temeller büyük bir alana yayılmış; yapmaya çabaladığın işi yap sadece, zihninde tasarladığın işleri uygula. Kısacası, kulaklarını tıkarsan bilge olacaksın, ama onları balmumuyla tıkamak yetmez: Odysseus'un arkadaşlarının kullandığından daha sağlam bir tıkaç gerekir onlara. Onların yüreklerini titreten duydukları ses okşayıcı idi, ama bir halkın sesi değildi. Ne var ki korkulması gereken bu ses bir tek kayadan değil, yeryüzünün her köşesinden çın çın öter. Bu yüzden ayartıcı zevklerden şüpheli bir tek kıyının önünden geçmediler, bütün kentleri aşıp geçtiler. Seni çok sevenlerin sözlerine tıka kulaklarını, iyi niyetle kötülükler dilenir.


Mutlu olmak istersen tanrılara dua et de, senin için dilenen şeylerden hiçbiri gerçekleşmesin.

Şu yakınlarının senin üstüne ağmasını istedikleri şeyler birer iyi değildir ki! Bir tek iyi vardır, ki o da mutlu yaşamın nedeni ve temel koşuludur: Kendine güvenmek. Buna da insan ancak çabayı hor görmekle; çabayı, işi ne iyi ne de kötü bir şey saymakla erişebilir. Bir işin kimi zaman iyi, kimi zaman kötü, kimi zaman hafif, dayanılabilir, kimi zaman da korkunç olması olası değildir. Çalışma, iş bir iyi değildir. İyi nedir o halde? Çalışmanın hor görülmesidir. Bu yüzden boşuna gayret gösterenleri kınayabilirim. Buna karşılık, şerefli şeylere, bilgeliğe yönelenleri, işin üstüne ne kadar yumulurlarsa, kendilerine ne kadar az yenilmek, duraklamak olasılığı tanırlarsa onları o kadar beğenir, hayran olurum. Şöyle seslenirim onlara: “Aferin! Davran haydi! Derin bir soluk al! Elinden gelirse şu zirveyi bir solukta aş git! ”Soylu ruhları çalışma besler. 124


Kendin için istediğin, dilediğin şeylerin, anne babanın senin için dilediği şeylerin doğrultusunda gerçekleşmesini istemen ve doğru bir şey olmaz. Kısacası, artık çok büyük işler

bir insan için hâlâ tanrıları yormak utanç verici bir şeydir. Adaklara gerek var mı? Sen kendini kutlu yap! Yaparsin ama eğer erdemin karıştığı şeylerin iyi , kötü'nün eklendiği şeylerin utanç verici olduğunu anlarsan yaparsın. Tıpkı işığın karışmadığı bir şeyin parlak olmadığı gibi, karanlığı olmayan da içinde loş bir yanı bulunmayan bir şeyin koyu renkli olmadığı, tıpkı ancak ateşin yardımıyla her şeyin sıcak olduğu, hava olmadan hiçbir şeyin soğuk olmadığı gibi. İşte böyle, şerefli ve utanç verici şeyler ya erdemin ya da kötü'nün kendilerine eklenmesiyle meydana gelir. İyi nedir o halde? Hakikatin bilgisidir. Kötü nedir? Hakikati bilmemek. Filozofla sanatçı yerine göre kimi bilgileri fırlatır atar, kimilerini seçer alır. Ama attıklarından korkmaz, seçtiklerine hayran olup kalmaz; yeter ki ulu, yenilmez bir ruhu olsun. Senin yerlere serilmene, ezilmene karşıyım. Çabayı geri çevirmemen yetmez, iste o çabayı. “Nasıl şey o öyle?" diyorsun. "Amaçsız, gerekçesiz ve değersiz nedenlere dayalı bir çalışma kötü bir şey değil midir?” Yok, güzel şeyler yapmak için sarf edilen o çabadan daha kötü değildir. Çünkü o, bir ruh dayanıklılığıdır, bu dayanıklılık kendini sert, zor işlere yüreklendirir ve şöyle der: "Ne duruyorsun? Alın terinden korkmak bir erkeğe yaraşır mı?" 


Erdemin tam olması için ona değişmezlik, her şeyde kendi kendisiyle uyumlu bir yaşam tutarlılığını da eklemeli; bu amaca bilim, insan, Tanrı konularındaki bilginin yardımı olmadan erişilemez. En büyük iyi'dir bu. Bunu elde edersen, tanrıların yakarıcısı değil, arkadaşı olursun. “Peki, nasıl ulaşılır bu yüce yere?" diyorsun. Ne Pón Dağları'ndan ne de Candavia çöllerinden geçerek varılır oraya; Sirte'ye, Scylla’ya, Charybdis'e de yelken açman gerekmez. Bütün bu yerleri 125 zaten bir küçük procurator parası uğrunda aşıp geçtin. Hayır, bu yol güvenilir ve keyiflidir; bu yol için doğa seni donatmıştır. Eğer elinden bırakmazsan, seni tanrılara eş yüceliğe eriştirecektir bunlar. Oysa para seni Tanrı'ya eş yapmaz: Çünkü Tanrı'nın hiçbir şeyi yoktur. Praetexta giysisi de Tanrı'ya eş yapmaz seni, çünkü Tanrı çırılçıplaktır. Ünün de yapmaz, çevreni saran gösteri alayı da, uluslarca tanınmış yaygın adın da: Kimse tanımaz Tanrı'yı, birçoklarının onun üstüne yanlış kanıları vardır, hem de ceza görmeden! Tahtırevanını kentin içindeki, dışındaki yollarda taşıyan bir sürü köle de eş yapmaz seni ona. O çok ulu, çok güçlü Tanrı, her şeyi, bütün evreni kendisi taşır! Güzelliğin, gücün bile seni mutlu yapmaya yetmez, bunlardan hiçbiri zamana karşı gelemez. Günden güne kötüye gitmeyen, hiçbir şeyle engellenmeyen bir şey aramalıyız. Nedir bu? Dürüst, iyi, büyük bir ruh!

Buna, insan bedeninde oturan bir Tanrı'dan başka ne denebilir? Bu ruh, bir Roma atlısının bedenine inebildiği gibi, bir azatlının, bir kölenin bedenine de düşebilir.48 Bir Romalı atlıya da bir azatlı veya bir köle nedir? İnsan gururunun ya da haksızlığın yarattığı adlar! Küçücük bir evden göğe uçabilir insan, yeter ki ayağa kalk, 

"ve kendini de eş yarat Tanrı'ya.”

Ne var ki eserini altın ya da gümüşle işlemeyeceksin; bu maddelerden Tanrı'ya benzer bir hayal yaratılamaz. Düşün o tanrıları; insanlara iyi, hayırlı oldukları zaman kilden yapılmışlardı. 126

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kalbin Secdesi

Enflasyon Nedir?

Aklın Üzerindeki Sessiz Tehdit