Kayıtlar

Şubat, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

İnanç Çıkmazında Bir Adamın Duası

Bu metin, farklı dinî yorumlar arasında sıkışmış bir insanın içsel yakarışını merkeze alır. Samimi bir hakikat arayışının, dinin ruhunu gölgeleyen katı, parçalı ve çatışmalı yorumlarla yaşadığı gerilimi görünür kılar. Bir adam Tanrı’ya şöyle yalvarır: “Tanrım, senin hakkındaki sesleri anlamakta zorlanıyorum. Sana, sana layık olacak şekilde kulluk etmek istiyorum. Ama kime danışsam, herkes bana senin adına kendi anlayışını dayatıyor. Sana hangi dille, hangi sözlerle, ayakta mı, oturarak mı, diz çökerek mi yakarmam gerektiğini bilemiyorum. Biri her sabah soğuk suyla yıkanmamı emrediyor. Geçen gün yolda bitap düşmüşken bir tavşan yedim. Yanıma gelen üç yolcu, farklı gerekçelerle seni kızdırdığımı söylediler: Biri ‘murdar’ dedi, diğeri ‘usulsüz’, üçüncüsü ‘balık değil’ diye öfkelendi. Bir bilgeye danıştım. ‘Mesele, hayvanı senin öldürmemen’ dedi. ‘Ben öldürdüm’ deyince duraksadı ve ‘O hâlde günahın daha büyük; onun bir ruhu temsil etmediğinden nasıl emin olabilirsin?’ diye sordu. Tanrım, b...

İman: İlâhî Lütuf mu, İnsan Tercihi mi?

  Bu yazı, "Müslümanım" demenin ötesine geçerek, imanın atalardan kalan bir kültürel mirastan ziyade, ilâhî bir lütfun (hidayet) insan iradesi ve aklıyla buluştuğu bilinçli bir tercih olup olmadığını derinlemesine sorguluyor. "Bizi Müslüman olarak yaratan Allah'a şükürler olsun." Bu ifade, dilimize o denli yerleşmiş ki, çoğu zaman üzerinde düşünmeden tekrar ederiz. Peki, bu söz gerçekten ne anlama geliyor? Geleneksel bir söylem mi, yoksa kalbin derinliklerinden gelen samimi bir teslimiyet mi? Bu noktada zihnimde bir düşünce deneyi beliriyor: İman, sadece doğuştan gelen bir aidiyet olsaydı, bu ilâhî adalet ölçüsüne sığmazdı. Çünkü İslam inancına göre kişi, kendisine ulaşan hakikat bilgisi (tebliğ) ve imkânları çerçevesinde sorumludur. Yoksa insan, sadece doğduğu ortamla sınırlı değildir; aklı, vicdanı ve iradesiyle hakikati arayıp bulma kabiliyetine sahiptir. Bu düşünce, bizi şu öze döndürür: İmanımızı sorgulamadan, sadece bir miras olarak sahiplenmek yeterli mi...