İnsanın Asıl Yoksulluğu
“Külâhın sat yine lâkin yokuncul olma nâ-merde /
Cihânda kelle sağ olsun külâh eksik değil merde…”
— Necib
Bazı sözler vardır; kulağa uğramaz, doğrudan kalbe iner. Necib’in beyti de böyledir. İlk bakışta yoksulluğa dair bir öğüt gibi görünür; oysa biraz durup içe bakınca başka bir kapı aralar: Asıl yoksulluk nedir?
İnsan neyi kaybedince gerçekten eksilir? Parasını mı? Malını mı? Gücünü mü? Yoksa bir gün aynaya baktığında, gözlerinin içine bakacak cesareti mi?
Hayatın terazisi acımasızdır: Güçlü zayıflar, sözü geçen susar, eli veren el açar. İtibar yalnızlıkla, cesaret korkuyla, varlık darlıkla sınanır. İnsan çoğu zaman kaybettikleriyle değil; kaybederken neye dönüştüğüyle imtihan edilir.
Necib’in inceliği burada gizlidir: “Külâhını sat” der, yani eksilmekten korkma. Çünkü mal kaybolur, makam söner, düzen bozulur; fakat insanı küçülten bunlar değildir. Ardından ağır bir uyarı bırakır: “Nâ-merde yokuncul olma.”
Aç kalmak başka, haysiyetini aç bırakmak başkadır.
Yardım görmek başka, özünü pazarlamak başkadır.
Şu soruyu kendimize dürüstçe soralım: İnsan ne zaman fakirleşir? Cebi boşaldığında mı, yoksa şahsiyeti eksildiğinde mi?
Bir fırtına ağacı devirebilir; dalları kırılır, yaprakları savrulur. Ama kökü toprağa sadıksa, yeniden filiz verir. İnsan da böyledir: Para kaybolur, düzen bozulur; sonra yeniden kurulur.
Ama bazı kayıplar sessizdir. İnsan önce kendinden biraz vazgeçer. Sustukları birikir, eğildiği yanlışlar çoğalır. Gün gelir, kaybettiği şeyin para değil; kendi yüzüne bakabilme huzuru olduğunu fark eder. İşte o an gerçek yoksulluk başlar.
Bazıları yokluk içinde büyür, bazıları bolluk içinde eksilir.
Gerçek servet ise cebimizde değil; dara düştüğümüzde bile elden bırakmadığımız şahsiyetimizdir.
Külâh yeniden bulunur; fakat kaybedilen haysiyet geri dönmez.
Yorumlar
Yorum Gönder