HANGİNİZ MUHAMMED?
Medine’nin tozlu yollarından biri… Dımâm b. Sa’lebe, merakla mescide doğru yürüyordu. Aradığı kişi Allah’ın Elçisi’ydi. Uzaktan bir topluluk gördü; içlerinden biri mutlaka peygamber olmalıydı. Yaklaştı ve sordu: “Hanginiz Muhammed?” Bu soru, yalnızca bir yabancının merakını değil, Hz. Peygamber’in hayata duruşunu tek cümlede özetler. Çünkü o, giyimiyle, oturuşuyla, sesiyle çevresindekilerden ayırt edilemeyecek kadar sade bir insandı. Devlet başkanıydı, ama gösterişsizdi. Elçiydi, ama mesafelere saklanmamıştı. Liderdi; fakat en ulaşılabilir olan oydu. Bir sahabinin şu sözleri bu hakikati berraklaştırır: “Babam beni Resûlullah’a götürdü. Karşımda oturan kişinin Allah’ın Elçisi olduğuna inanamadım. Çünkü be n peygamberi olağanüstü bir varlık sanırdım; oysa karşımda son derece mütevazı bir insan vardı.” Tevazu, onun büyüklüğünü gizleyen değil, büyüklüğünü büyüten bir ahlâk biçimiydi. Kur’an bu gerçeği şöyle dile getirir: “Size kendi içinizden öyle bir resûl gelmiştir ki, sıkıntıya düşmeniz...