AZ ÇOKTUR !
Fazlalığın Esaretinden Sadeleşmenin Hürriyetine
Modern dünya; bizi daha fazlasına, daha yenisine ve daha gürültülüsüne ikna etmeye çalışan devasa bir yankı odasıdır. Bu bitmek bilmeyen açlık içinde, kadim bir fısıltı bin yılların ötesinden yolumuzu aydınlatmaya devam eder: Az, çoktur. Bu ifade sadece estetik bir tercih ya da geçici bir akım değil; ruhun, eşyanın tiranlığına karşı başlattığı en asil başkaldırıdır.
Az çoktur felsefesi, sahip olduklarımızın niceliğiyle değil, onların ruhumuza kattığı anlamla ilgilenir. Sürekli biriktirdiğimiz, satın aldığımız ve tükettiğimiz o vahşi döngüde, aslında sahip olduğumuz her şeyin bize sahip olmaya başladığını fark etmeyiz. Dolap dolusu kıyafetin içinde hissedilen o tuhaf çıplaklık, binlerce dijital arkadaş arasındaki o koyu yalnızlık; çokluğun içindeki yokluğun somut yansımasıdır. Oysa seçilmiş olan, değer verilmiş olan ve özümsenmiş olan; zihne berraklık, mekâna nefes ve ruha özgürlük alanı açar.
Yolun yarısını çoktan geçmiş bir yolcu olarak, hayatın bu sadeleşme durağında durup geriye bakmak, gerçek zenginliğin ne olduğunu daha net görmemi sağlıyor. Maaşlı bir çalışan olarak bu ilkeyi hayatımın merkezine koyduğumda, mutluğumuzn kaynağının biriktirmek değil, eksiltmek olduğunu fark ettim.
Kötü günler için merde dahi muhtaç olmamak adına bir parça kenara ayırıp, sonrasında artırabildiğim her bir kuruşu hayır işlerine yönlendirmek; sadece başkalarının hayatına dokunmak değil, aslında kendi ailemizin huzur limanını inşa etmektir. Bu paylaşım hali, bize sahip olduklarımızın esiri olmadan, onlara hükmederek yaşamanın o eşsiz hafifliğini bahşediyor.
Geçenlerde dostlarla ihtişamlı, şatafat dolu bir villaya konuk olduk. Çıkışta herkes mobilyaların görkeminden, dekorun lüksünden sitayişle söz ediyordu. Bana görüşümü sorduklarında ise zihnimdeki o içsel pusula çoktan hükmünü vermişti: Mobilyalar ya da dekor dikkatimi çekmedi; dikkatimi çeken tek şey, o devasa pencerelerden gökyüzünün görünmemesiydi.
İşte insanın trajedisi buradadır: Eşyayı çoğalttıkça, pencerelerimizin önünü kapatır, ufkumuzu daraltırız. En lüks dekorasyonlar bile, bir parça hür gökyüzünün verdiği o ferahlığı satın alamaz. Gerçek zenginlik, başını kaldırdığında sonsuzluğu görebilecek kadar az yük taşımaktır.
Son Söz
Az çoktur ilkesi; gürültünün ortasındaki sessizlik, karmaşanın içindeki geometrik sadelik, çokluğun içindeki damıtılmış anlamdır. Hayatımızı dolduran nesnelerin miktarını azalttığımızda, varlığımızın hacmi ve derinliği artar.
Daha az eşya, daha çok huzur; daha az meşguliyet, daha çok anlam demektir. Belki de gerçek zenginlik, sahip olduğumuz her şeyi sayabilmekte değil; penceremizden süzülen o bir parça gökyüzüne gerçekten sahip olabilmektedir.
Yorumlar
Yorum Gönder