Olaylarla Türkiye Ekonomisi kitabından 1978 Enflasyon olayı.

 

Enflasyon – 1978

Türkiye, tüm dünyanın durgunluk yaşadığı 1970'li yıllarda gerçekleştirdiği ekonomik büyümeyi kendi tasarruflarıyla değil, iç ve dış borçlarla yaşama geçirmiştir. Yatırımların tasarruflardan daha hızlı artmasının sonucunda ortaya bir kaynak açığı çıkmıştır. Ülkenin 1973 ile 1977 yılları arasındaki döneminde yatırımlar yüzde 100'den daha fazla artarken, tasarruflardaki artış ancak yüzde 60 olarak gerçekleşebilmiştir. Sorun kamu yatırımları açısından daha çarpıcıdır zira kamu yatırımları bu yıllar arasında yüzde 300 oranında artarken, kamu tasarruflarında hiçbir artış meydana gelmemiştir. 


Türkiye 1978 yılına girdiğinde, vadesi gelmiş 4 milyar 840 milyon dolarlık bir borçla karşı karşıya kalmıştır. Toplam dış borç ise 13 milyar 800 milyon doları bulmuştu. 151. sayfa


Oysa Türkiye'nin 1977 yılındaki toplam ihracatı yalnızca  1 milyar 753 milyon dolardı ve         5 milyar 796 milyon dolarlık ithalatın üçte birinden azdı. Ortaya çıkan döviz açığını karşılamanın hiçbir yolu görünmüyordu. Bu ortamda Türkiye 1978 yılının başıyla birlikte vadesi gelen dış borçlarını ödeyemez hale gelmiş ve o yılların ünlü tanımlamasıyla “70 sente muhtaç” hale düşmüştür. Hükümet kredi bulmak, vadesi gelen borçların ertelenmesini sağlamak için olağanüstü çabalar harcamıştır fakat tüm bu çabalar faydasız kalmıştır. Enerji sıkıntısı, yatırımların yapılamaması gibi nedenler fiyatların artmasına, daha sonra da temel tüketim mallarının karaborsaya düşmesine yol açmıştır. İthalattaki artış da sanayi sektöründeki üretimi azaltan ve fiyatlarda ani ve hızlı artışlara sebep olan başka bir etkendir. Sonuçta 1978'de enflasyon önceki yıllarda görülmeyen bir hızda artmıştır ve 1977 yılını yüzde 28'lik bir enflasyonla kapatan Türkiye, 1978 yılında yüzde 47,2'lik bir enflasyonla tanışmıştır. Bu oran 1979'un sonunda yüzde 56,8'e ulaşacaktır. 


Bu koşulları daha fazla taşıyamayan Türkiye cari işlemler açığının etkisini biraz olsun hafifletmek için 1978 yılının Mart ayında devalüasyona gitmiştir. Devalüasyon ile birlikte 19,25 Türk Lirası olan 1 dolar, artık 25 Türk Lirasından işlem görmeye başlamıştır. Yine aynı tarihten itibaren işçi dövizleri için kullanılan yüksek kur uygulaması da sona erdirilmiştir. 


Fakat bu şartlar altında Türkiye'nin, yalnızca devalüasyon yaparak bir denge yaratma şansı yoktu. Bu nedenle pek çok mala peş peşe zamlar yapıldı. İlk yüksek oranlı fiyat artışları, devalüasyonun yapıldığı Mart ayında gerçekleşti. Beyaz eşya, bazı inşaat malzemeleri ve bazı gıda maddelerinin fiyatlarına görülmemiş oranlarda zam yapıldı. Bu zamları Nisan ayında motorlu araçlar, bazı inşaat malzemeleri, beyaz eşya, temizlik ürünleri ve süt ürünlerine yapılan ikinci zam dalgası izledi. Haziran ayında kömür fiyatlarına yüzde 250 oranında bir zam geldi, Eylül ayında da petrol ürünleri yüzde 30 zamlandı. İstanbul Ticaret Odası verileri fiyat artışlarının ayakkabı, diş macunu, sabun ve bazı mutfak eşyalarında yüzde 200'ü, ev kiralarında ise yüzde 120'yi aştığını raporlamıştır. 152. Sayfa


Aynı yıl fiyatı en çok artan petrol ürünleri, margarin, sıvı yağ ve sigara, aynı zamanda en çok yokluğu çekilen mallar arasındaydı. Benzin, motorin, gaz yağı ve tüpgaz bulunmaz oldu. İstanbul'da benzin karneyle dağıtılıyordu. 1978-1979 kışında kaloriferleri yakacak mazot kalmamıştı, devlet dairelerinde memurlar paltolarıyla çalışıyorlardı. Neredeyse tüm piyasa karaborsaya düşmüştü ve buradaki fiyatlar son derece yüksekti.


Emre Alkin'in notu: 1970'lere kadar enflasyon, büyüme ve diğer parametrelerde ülkeler arasında fazla bir fark yoktu. Ancak 1970'lerden itibaren Gelişmiş ülkeler farkı açmaya başladı. Bunun sebebi bu ülkelerde hak ve özgürlüklerin giderek gelişmesi, demokrasinin güçlenmesi ve sonuçta bilim, sanat, teknoloji ve değer yaratma konusunda ilerlemesiydi. Gelişmekte olan ülkelerin birçoğu Batı Dünyasının katma değer-marka-tasarım konusundaki atağının arkasında “daha fazla demokrasi” değil “daha fazla üretim” olduğunu düşünerek, farklı reçeteler uygulamaya çalıştılar.


Sonuç tamamıyla bir fenomen oldu. Hatta iktisat bilimine ve iktisat politikalarına yenilik getirdi diyebilirim. Gelişmekte olan ülkelerle Gelişmiş ülkelerin arasındaki enflasyon ve faiz farkı eşine az rastlanan bir hızla 4-5 puandan 70-80 puana çıkıverdi. Türkiye dahil birçok ülke devalüasyon-enflasyon spiraline düştü. Bugün hâlâ kalkınmayı "daha fazla üretmek” ile eş değer bulan yaklaşımlar var. Değer yaratmak işin püf noktası. Bu da insan aklını özgürleştirerek başarılabilecek bir iş.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kalbin Secdesi

Enflasyon Nedir?

Aklın Üzerindeki Sessiz Tehdit