Seneca 75. Mektup

 

75. Mektup

Konuşmamızın can alıcı noktası şu: Düşündüğümüz gibi konuşalım, konuştuğumuz gibi düşünelim. Konuşmamız yaşamamıza uygun olsun. Bir adamın yaşayışı sözleriyle uyuşmalı. Görüntüsüyle, sözleriyle aynı kalabilen insan, işte o insan, verdiği sözü yerine getiriyor demektir. 

*

Öğrendiklerini ne zaman, bir daha çıkmamak üzere çakacaksın zihnine? Ne zaman deneyeceksin bu bilgileri? Başka konularda olduğu gibi, bunları belleğine yerleştirmek de yetmez, iş üstünde denemek de gerekir. Mutlu kişi bunları bilen değil, uygulayan kişidir.

*

Ruh hastalıkları; yaşlanmış, nasırlaşmış kusurlardır: para hırsı, mevki ihtirası gibi. Bunlar insanın ruhunu sımsıkı kavrarlar, ruhun değişmez kötülükleri olmaya başlarlar. Kısaca tarif edersem, ruhun hastalığı, insan yargısının yozlaşmada direnmesidir. Az istenmesi gereken şeyleri çok istenmesi gereken şeyler sanma yanılgısıdır ya da istersen şöyle tanımlayayım: Az istenmesi gereken şeyler üstüne aşırı düşkünlük veya az değer verilmesi ya da hiç değer verilmemesi gereken şeylere çok değer verilmesi. Duygusallıklar, ruhun beğenilmeyen, umulmadık anda gelen taşkın davranışlarıdır; yinelendikleri, ihmal edildikleri zaman hastalık meydana getirirler. Nasıl ki yoluna konulmayan sıradan bir nezle, göğse iner, öksürük yaparsa; sık sık gelen, müzminleşen nezle vereme dönüşürse, bu da işte öyledir! Bu yüzden çok gelişmiş ruhlar, hastalıkların ötesine geçmişlerdir ama her ne kadar mükemmelliğe yakın olsalar da hâlâ duygusallıkları vardır.


İkinci türden olan kimseler, ruhun en büyük kötü'lerinden ve duygusallıklardan sıyrılmışlar ancak daha kendilerine güvenmeyi tam olarak elde edememişlerdir, yine aynı hale düşebilirler. 266


Üçüncü türden olanlar, birçok büyük kusurların dışında kalmışlardır; ne var ki henüz bütün kusurların dışında değildirler. Para hırsından kurtulmuşlardır ama öfke duymaktadırlar hâlâ; zevklerin elinde hırpalanmazlar ama hâlâ mevki hırsının esiridirler. Artık her şeyi isteyip durmazlar fakat korku duymaktadırlar hâlâ; korku içindeyken de kimilerine karşı kale gibi dayanırlar, kimilerine ise boyun eğmektedirler. Ölümü hor görseler de, acıdan dehşet duyarlar. Bu nokta üstünde düşünelim biraz: Biz bu sonuncular arasına kabul edilirsek şanslı sayalım kendimizi. Doğadan gelen büyük yetenek ve sürekli gayretlerin desteğiyle insan ikinci dereceye erişebilir. Öyle ama üçüncü dereceyi de hor görmemeli. 

*

"Özgürlük 267 nedir?” diye soruyorsun: Özgürlük ne insanlardan ne de tanrılardan korkmak; ne utanç verici ne de aşırı bir şey istemektir! Kendi üstünde büyük bir egemenlik kurmaktır özgürlük. Kendi kendinin olmak paha biçilmez bir zenginliktir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kalbin Secdesi

Enflasyon Nedir?

Aklın Üzerindeki Sessiz Tehdit