Seneca 76. Mektup

 

76. Mektup

Bir filozofun derslerini izliyorum. Tam beş gün oldu okula başlayalı, sabah sekizden itibaren onun felsefi incelemelerini dinliyorum. “Ne? Bu yaşta mı?" diyorsun, neden olmasın? Uzun süre öğrenmedim diye öğrenmemekten daha budalaca ne var? “Nasıl şey o?" Küçük efendiler, gençler gibi savurganlık mı yapayım? İhtiyar yaşıma yakışmayan tek şey buysa ne mutlu bana! Bu okul her yaştan insanı kabul eder. "Gençleri izlemek için mi yaşlanıyoruz?" Yaşlı halimde tiyatroya gideceğim, arenaya götürüleceğim, hiçbir gladyatör çifti ben hazır olmadan dövüşmeyecek ama filozofu dinlemek için okula gitmekten utanacağım, öyle mi? Bilgisizliğin devam ettiği sürece öğrenmen gerek. Atasözüne inanırsak, “Yaşadığın sürece" der. Şu deyim de bu hale her deyimden daha çok yaraşır: “Nasıl ve ne kadar yaşaman gerektiğini yaşam boyu öğrenmen gerek." Ama ben de o okula bir şey öğretiyorum: “Neymiş öğrettiğin?” diye mi soruyorsun? Yaşlı bir insanın bile öğrenmesi gerektiğini öğretiyorum. Okula her girdiğimde insanlık adına utanıyorum. Bildiğin gibi Metronax'ın evine gitmek için Napoli Tiyatrosu'nun önünden geçilir. Tiyatro tıklım tıklım doludur ve kimin daha iyi flütçü olduğuna hararetle karar verilir orada. Bir Yunan borazancısı ile bir çığırtkan da dinleyicileri çeker. Gelgelelim 268 iyi, erdemli insanın ne olduğunun araştırıldığı, öğretildiği sırların üstünde pek az kişi oturmaktadır; bunlara da yapacak iyi bir işleri olmayanlar gözüyle bakılır. Bunlara elinden bir iş gelmeyen, beceriksiz denir. Böyle gülünç olmak keşke bana da nasip olsa! Bilgisizlerin çığlıklarını soğukkanlılıkla dinlemek gerekir, şerefiyle doğru yol alan insan hor görülünce, hor göreni de hor görmeli. 


Devam et yoluna, Lucilius, acele et de benim gibi ihtiyar yaşında öğrenmek zorunda kalma! İhtiyarken güçlükle öğrenebileceğin bir konuyu, bu yaşında ele almakta acele et. “Ne kadar ilerleyebilirim?" diye soruyorsun. İlerlemeyi ne kadar denersen o kadar ilerlersin. Ne duruyorsun? Rastlantıyla bilge olmak kimseye nasip olmamıştır ki! Para kendiliğinden gelir, mevkiler verilir sana; belki saygınlığa, itibara da uğrarsın; oysa erdem düşüvermez gökten insanın başına! Hem öyle azıcık bir zahmetle, çabayla da erdem bilgisi edinilemez. Birçok iyi'yi bir seferde eline geçirecek oldu mu insan, onca zahmete değer doğrusu: çünkü bir tek iyi vardır, şerefli olan tek iyi'dir bu. Başkalarının beğenisini kazanmış öteki iyi'lerde gerçek, kesin hiçbir şey bulamazsın. Şerefli olan tek iyi'dir.


Her şey kendine özgü mükemmelliği ile değerlidir. Asma, verimliliği ile bilinir; şarap, tadıyla; geyik, hızıyla. Yük hayvanı için sırtı ne kadar güçlü diye sorulur, çünkü tek işlevi yük taşımaktır. Köpeğin ana niteliği koku alma yeteneğidir; iz sürüyorsa, koşması; ısırıp saldırıyorsa, cesaretidir. Her insanının yaratıldığı amaç, değerlendirildiği ana nitelik en iyi halde olmalıdır. Peki, insandaki "en iyi” nedir? Akıl. İnsan, aklıyla canlıların önünde, tanrıların ardındadır. Yetkin akıl da insana özgü bir şeydir, öteki nitelikleri hayvanlarla,  bitkilerle ortaktır. 269


(İnsan); güçlüdür, aslan da güçlüdür; güzeldir, tavus kuşu da güzeldir; hızlıdır, atlar da hızlıdır. İnsanın bu konularda onların ardında kaldığını söylemek istemiyorum; insanda en büyük ne var diye araştırmıyorum. Araştırdığım, ona özgü olan nitelik. İnsanın bedeni vardır, ağaçların da vardır; atılım yapabilirler, istençle hareket edebilirler; vahşi hayvanlar da, solucanlar da öyle. Sesi vardır, köpeklerinki ne kadar daha açık, kartalların ki daha tiz, boğanın ki daha dolgun, bülbülün ki ne kadar daha yumuşak, akıcıdır! İnsana özgü olan nedir? Akıl. Akıl doğru ve erginse insanın mutluluğunu gerçekleştirir. O halde, eğer her şey kendi iyi'sini yetkine doğru geliştiriyorsa övülecek bir şey olur, kendi yaradılışının sınırına erişir. İnsanın iyi'si de akıldır. Bunu yetkine götürürse övülür, doğasının sınırlarına erişir. Bu yetkin akla erdem denir, şerefli de aynı şeydir. Bu yüzden insanın tek iyi'si yalnız insana özgüdür. 


Biz şimdi burada "iyi nedir?” sorusunu araştırmıyoruz; aradığımız, "insanın iyi'si nedir?” sorusuna bir yanıt. Eğer insanın akıldan başka hiçbir iyi’si yoksa bu onun tek iyi'sidir, ama bütün öteki iyi'lerle ölçülebilir. Kötü bir insansa suçlanacak, iyi bir insansa sevilip kabul görecektir. O halde insanın övülmesinin ya da yerilmesinin nedeni onun ilk ve tek ayırt edici sıfatıdır. Bunun bir iyi olduğundan kuşkulanmıyorsun ama tek iyi olduğundan kuşkun var. Bir insanın başka her şeyi olsa, sağlığı, varlığı, birçok ata heykelleri olsa, evi korunaklarla dolsa, kendisi de düpedüz kötü bir insan olsa kınarsın onu. Aynı şekilde bir insanda yukarıda saydıklarımdan hiçbirisi olmasa, paradan, soyluluktan, bir sıra büyük ata, büyükbabadan yoksun olsa, ama açıkça iyi bir insan olsa onu beğenirsin. O halde insanın tek iyisi, sahip olduğu tek iyidir; başka iyiliklerden yoksun olsa bile övmeli o insanı. Bu iyiliğe sahip olmayan da, başka her bakıma bolluk içinde olsa bile ayıplanır, hor görülür. 270


İnsanların durumu da eşyaların durumu gibidir. İyi gemi parlak renklerle boyalı, burnu gümüş ya da altınla işlenmiş, koruyucusunun heykeli fildişiyle süslü, bir kişinin ya da bir kralın hazinesinin yüklendiği bir gemiye değil; sağlam, dayanıklı, iyi geçmiş bağlantı yerlerinden su almayan, denizin saldırılarına karşı güçlü, dümene boyun eğen, rüzgârdan etkilenmeyen, hızlı gidişli gemiye denir. İyi bir kılıç dediğimiz kılıç da omuz kayışı yaldızlı, kını kıymetli taşlarla parlayan kılıç değil, kıl gibi keskin ucuyla her kalkanı delebilen kılıçtı.  Güzel cetvel değil, eğri olmayan cetvel aranır. Yapıldığı amaca göre, kendine özgü yanıyla övülür her şey. O halde bir insanda da önemli olan, ne kadar ekip biçtiği, faizde ne kadar parası olduğu, ne kadar çok kişinin evine sabah selamına geldiği, ne kadar değerli döşeklerde yattığı, ne kadar billur gibi kadehlerden içtiği değil, ne kadar iyi olduğudur. İyi olması da aklının gelişmesi, doğruyu bulması, yaradılışının isteklerine uygun olması demektir. İşte erdem denen şey budur, şerefli olan, insanın tek iyi'si budur. İnsanı yetkinleştiren sadece akıl olduğuna göre, bir tek o tam bir mutluluk verir insana. Onu tek başına mutlu eden şey, onun tek iyi'sidir işte. 


Erdemden çıkan, ondan kaynaklanan şeylere de “iyi” diyoruz biz, yani onun bütün eserlerine: Erdem şu nedenden ötürü tek iyi'dir: Hiçbir iyi, erdemsiz var olamaz. Eğer her iyi ruhta bulunuyorsa, ruhu güçlendiren, yücelten, genişleten her şey iyi'dir. Ruhu daha güçlü, daha yüce, daha kapsamlı yapan erdemdir. İhtiraslarımızı körükleyen ondan başka her şey, ruhumuzu da çökertir, göçürür; onu yüceltir gibi görünürken şişirir, birçok hayallerle oyalar. O halde ruhu iyi kılan tek iyi'dir bu. Yaşamın bütün davranışları, her zaman şerefli ve ayıp düşüncesi göz önüne alınarak ayarlanmıştır. Bunları yapmak ya da yapmamak için bir yön verilir tutumumuza. Ne demektir bu? 


Örnek insan, davranışının şerefli olacağı işi; güç bir iş olsa bile, para karşılığı 271 olsa bile (kendisine) zarar verecek bir iş olsa bile yapacaktır; tehlikeli olacaksa da yapacaktır. Buna karşılık para, zevk, hatta iktidar bile verilirse yüz kızartıcı bir şeyi yapmayacaktır! Hiçbir şey onu şerefliden korkutup uzaklaştıramayacak, utanç verici işlere çekemeyecektir. O halde, şerefliye hep bağlı kalacak ve utanç verici şeylerden hep kaçınacaksa insan, yaşamı boyunca şu iki noktayı göz önünde tutacaktır:


Eğer erdem yozlaşmayan, bozulmayan ve tek başına ebediyen kalabilen tek şey ise şerefliden başka hiçbir iyi, utanç vericiden başka hiçbir kötü yoktur. Erdem, kendisine iyi'den başka hiçbir şeyin eklenemeyeceği tek şeydir. Değişmenin tehlikesinden kaçar; akılsızlık bilgeliğe doğru tırmanmaya çalışır, bilgelik akılsızlığa sürüklenmez.


Anımsarsın belki, halkın can attığı, korktuğu şeyleri birçokları düşünmeden ayaklar altına almıştır, demiştim. Varlığını saçıp savuran insan bulunur, elini ateşe sokan insan bulunur; işkencecinin elindeyken gülüşü dudaklarından eksilmeyen insan, çocuklarının cenaze töreninde gözyaşı dökmeyen insan, ölümün karşısına gözünü kırpmadan çıkan insan bulunur; çünkü sevgi, öfke ya da istekler hep böyle tehlikeleri sürmüştür onların üstüne! Bir uyarıcının etkisi altında ruhun kısa bir direnci bu kadar şey başarabiliyorsa, erdem, apansız bir atılım yapmayıp hep aynı gücü koruyarak, sürekli sağlam kalarak çok daha büyük bir başarı gösterir. Bundan şu sonuç çıkar ki, bilgisiz kimselerin çok kez, bilgelerin her zaman hor gördükleri şeyler ne iyi'dir ne de kötü. Tek iyi, zorunlu olarak erdemdir. İnsan şerefli olan uğruna her şeye katlanmalı. Tek iyi, şerefli olandan başkası olsaydı böyle bir gereklilik olmazdı. Bu konuları bir önceki mektubumda genişlemesine ele almış olsam da, şimdi kısaltarak, özetle gözden geçirdim. Ama sen gerçek bir kanıya ancak ruhunu yüceltip, kendi kendine şu soruyu sorarak varabileceksin: Durum yurdun için ölmeni gerektirirse, yurttaşlarının 272 selametini kendi yaşamın pahasına satın alacaksan başını cellada uzatır mısın, uzatmaz mısın? Ama kaderine yalnız razı olarak değil de, seve seve bile uzatır mısın? Sen böyle yapacak olursan, başka hiçbir iyi yoktur. Bunu elde etmek için her şeyi bırakırsın çünkü. Şerefli olan ne kadar güçlü bak:


Yurdun için canını vereceksin mesela, hemen vermek gerekirse şu anda bile vereceksin. Bununla birlikte bu çok güzel olaydan, kısa, küçük bir zaman için bile olsa büyük bir sevinç duyarsın. Gerçi yapılan özverinin meyvesi, ölene, bu dünyanın nimetlerinden yoksun olacak kişiye düşmeyecekse de, ileride yapacağı işi seyretmek bile hoşuna gider onun: Güçlü, adil bir insan olarak, ölümünün ödülünü, yani uğrunda canını verdiği yurdunun özgürlüğünü, herkesin selametini gözlerinin önüne serdiği zaman büyük bir zevk alır, atıldığı tehlikeden haz duyar. Ama o, öylesine büyük bir işi gerçekleştirmenin sevincinden alıkonan kişi bile hiç duraksamadan, doğru ve dindarca bir iş yapmanın sevinci içinde ölüme atılacaktır. Onun şevkini kırmak için şimdi sen ona itirazlarını sırala bakalım: De ki: “Davranışın çok geçmeden unutulup gidecek, yurttaşların pek de minnettar olmayacaklar!" Sana şöyle cevap verecek: “Bu söylediklerinin hepsi benim davranışımın dışındadır, ben kendi davranışımı göz önüne alıyorum sadece. Bunun şerefli bir iş olduğunu biliyorum ben, bu yüzden beni nereye çağırırsa giderim.”


Şu erguvanlar içinde gördüğüm kişilerden hiçbiri kutlu değildir; tıpkı bir piyeste, ellerinde bir asa, üstlerinde bir Grek mantosu ile rol yapanlar topukları 273 üstünde, burunları havada salına salına yürürler; ama sahneden çıkar çıkmaz pabuçlarını çıkarıp yine kendi boylarına dönerler. Zenginliğin, itibarın yüksek bir doruğa çıkardığı şu sözünü ettiğim insanlardan hiçbiri büyük değildir. Peki, büyük görünmeleri neden öyleyse? Çünkü sen onu, ayağındaki topuklarıyla birlikte ölçüyorsun da ondan! Cüce, bir dağın üstüne oturtulsa bile büyük değildir. Dev bir heykel bir kuyuya atılsa bile büyüklüğünü korur. 


Bizi uğraştıran yanılgı şuradan ileri geliyor: Kimseyi olduğu gibi değerlendiremiyoruz, çünkü ona dış süslerini de ekleyerek değer biçiyoruz. Ama bir insan için gerçek değerlendirmeye girişmek ve onun ne olduğunu anlamak istersen, çırılçıplak bak ona; malını mülkünü, mevkilerini, kaderin verdiği sahtelikleri at bir yana. Soy bedenini, bak ruhuna; niteliği nedir, önemi nerededir? Başkalarından mı geliyor büyüklüğü, kendinden mi? Parlak kılıçlara dosdoğru, gözünü kırpmadan bakıyorsa, son nefesini ağzından mı kesilen boğazından mı verecek diye hiç aldırmamanın bilincini taşıyorsa "mutlu” de ona.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kalbin Secdesi

Enflasyon Nedir?

Aklın Üzerindeki Sessiz Tehdit