Seneca Ahlak Mektupları 49. Mektup özet
49. Mektup
Dostlarının anısını, sadece herhangi bir yerin görüntüsü, manzarası sayesinde yüreğinde canlandıran kişi vurdumduymazın, umursamazın biridir. Ama yine kimi zaman bilinen şeyler, dostumuzun içimizde yatan özlemini çıkarıverir yüzeye. Unutulmuş, sönmüş değil de anısını 164 içimizde uyuyan anısını tazeler; tıpkı yas tutanların acısı zamanla yumuşarken, ölenin yakını bir küçük kölenin ya da bir giysisinin veya evinin içimizdeki bu acıyı yeniden uyandırması gibi. Gözümde tütüyorsun hep! Özellikle senden ayrılışım hiç gitmiyor gözlerimin önünden. Gözyaşlarını içine akıtmaya çalışman, duygularına engel olmak için kendini zorlaman hala gözümün önünde duruyor. Sanki seni daha dün yitirmişim gibi. Zaten hangi anı insanın gönlüne düştü mü, hep “dün gibi” değildir ki? Çocukken filozof Sotio'nun önünde oturuşum daha "dün gibi”, davalara bakmaya başlamam daha “dün gibi”, davaları artık üstlenmek istememem daha "dün gibi”, avukatlığı bırakmak zorunda kalmam daha "dün gibi”. Zaman öyle bir hızla akıp geçiyor ki, geriye dönüp bakanlar için daha çok belirgin oluyor bu hız. Günün hayhuyuna dalanlar oyalanıp gidiyorlar. Bu hızlı kaçışın akışı öylesine yumuşak ve aldatıcı ki! “Bu iş neden böyle?" diye soruyorsun. Geçen zaman parçası hep aynı yerdedir de ondan; olduğu gibi gözlerimizin önündedir, bir bütündür; hepsi birden aynı uçuruma yuvarlanır. Hem zaten bütünüyle kısacık olan bu zaman, büyük aralıklara bölünemez. Yaşadığımız zaman bir noktadır, hatta noktadan bile kısa. Ama bu küçük zamanı doğa, görünüşte bize daha uzun gelen parçalara bölmüştür. Bir kısmını bebeklik yapmış, bir kısmını çocukluk, bir kısmını delikanlılık, bir kısmını delikanlılıktan ihtiyarlığa kadar olan eğilime, bir kısmını da doğrudan ihtiyarlığa ayırmış. Bu kadar dar bir zamana kaç basamak sıkıştırmış, görüyorsun. Daha dündü seni geçirmem, ama şu dün, yaşamımızın iyi bir bölümü olduğu için gün olacak bunun ne 165 kadar kısa olduğunu anlayacağız. Ben zamanın kısalığını düşünüp durmazdım hiç ama şimdi bana baş döndürücü bir hızla koşuyor gibi geliyor, ya son çizginin yaklaştığını algıladığımdan ya da kayıplarımın farkına varmaya, artık onları saymaya başladığımdan olsa gerek bu.
Ölüm peşimde, hayat kaçıyor benden. İşte bunlara karşı bir şeyler öğret bana, benim ölümden kaçmamamı, hayatın da benden kaçmamasını sağla; güçlüklere karşı yüreklendir beni; kaçınılmaz acılara karşı soğukkanlılık ver bana; kısacık zamanımı genişlet. Öğret bana ki hayatın iyisi uzunluğunda değil, kullanımındadır. Çok kez olduğu gibi, çok yaşayan aslında pek az yaşamıştır. Uyumak üzereyken bana de ki: “Uyanmayabilirsin.” Uyandığım zaman da de ki: “Bir daha uyumayabilirsin.” Evden çıkarken de ki: "Geri dönmeyebilirsin.” Döndüğüm zaman da de ki: "Bir daha çıkamayabilirsin.”
Yorumlar
Yorum Gönder