Seneca Ahlak Mektupları 18. Mektup

 

18. Mektup

Aylardan aralık, millet kan ter içinde. Sefahat izni resmen çıktı. Büyük hazırlıklar yüzünden her yanda kıyamet kopuyor, sanki çalışma günleriyle Saturnus bayramı arasında bir ayrım varmış gibi! Öylesine bir ayrım yok ki, bir kişi çıkıp da: "Eskiden aralık bir aydı, şimdi bir yıl sürüyor!" dese, yanıldığını söyleyemem. Şimdi yanımda olsaydın, sence ne yapmak gerektiğini tartışırdım seninle. Günlük alışkanlıklarından ayrılmamalı mı insan, yoksa halkın âdetlerinden kopmuş görünmemek için, akşam yemeklerini daha neşeli mi yemeli? Toga'mızı çıkarıp atmalı mıyız? Çünkü eskiden devletin sadece kargaşalık ve karanlık günlerinde yapılması âdet olmuş bir işi, biz şimdi zevk için, bayram günlerinde uyguluyor ve giysi değiştiriyoruz.


Eğer seni iyi tanıyorsam, sen hakem olurdun ve ne her sivri takkeli azatlılar güruhuna benzememizi isterdin ne de farklı olmamızı. Yok, eğer sen insanın özellikle bugünlerde 81  ruhuna egemen olması, güruhun tam zevklere atıldı gerektiğini söylüyorsan, o başka! Eğer ruh; okşayıcı, sefahate sürükleyici etkilere doğru yol almaz, onlara kapılıp gitmezse, sağlam ve güçlü olduğunu saptayan en iyi delili elde eder.


Sarhoş olup kusan halkın içinde, insanın içkisiz, ayık kalması onun daha da güçlü olduğunu gösterir. Bir kenara çekilmeden, herkesin gözüne batmadan, kalabalığa karışmadan, aynı şeyleri, aynı biçimde olmasa bile yapmasında büyük bir ruh ılımlılığı vardır. Çünkü insan, bayram gününü taşkınlığa düşmeden de kutlayabilir. Ama ben senin ruh sağlığını denemeni öylesine istiyorum ki, büyük insanların koyduğu bir kuralı özellikle senin için koyacağım: Birkaç gün ayır kendin için; bugünlerde pek az ve pek ucuz bir yiyecekle yetin; sert kaba giysiler içinde, kendi kendine diyeceksin ki: “Bu muymuş herkesin korktuğu şey?" Ruh, sükûnet içindeyken bile zor günlere hazırlasın kendini, kaderin haksızlıkları karşısında kendi iyi'leri ile güçlü kalsın. Asker, barış içindeyken talim yapar, karşısında hiçbir düşman yokken siper kazar, zorunlu bir durumda hazır olabilmek için o günkü zamanda gereksiz olan işlerde yorulur durur. Onun savaşın ortasında tir tir titremesini istemezsen, çarpışmadan önce talim yaptır ona. Her ay fakir gibi davranarak hemen hemen yoksulluğa yaklaşanlar bu ilkeye uyarlar. Amaçları, çok iyi bildikleri olay karşısında hiç ürküntü duymamaktır. Şimdi sen benim Timon'unkine benzer şölenleri, fakir kulübelerini ya da insanı zenginliğin sefahatine karşı tiksinti duyurarak eğlendirecek başka bir fikir ileri sürdüğümü düşünme sakın. Gerçek bir sefalet olsun bu döküntü bir yatak, bir gocuk, bir de kuru bir ekmek! Bunlara üç dört gün katlan, hatta daha uzun zaman katlan; bu işi bir eğlence yerine koyma da, bir deney diye kabul et. İşte o zaman Lucilius, inan bana, iki kuruşluk yemekle karnını doyurduğun zaman, sevincinden zıplarsın ve anlarsın ki, insan 82 karnını doyurmak için öyle büyük bir zenginliğe gereksinmez. Kader, zorunlu olan için yeterli payı öfkeliyken bile verir insana. Sakın böyle yaptın diye büyük işler başardığını sanayım deme. Binlerce kölenin, binlerce fukaranın yaptığından farklısını yapacak değilsin ki! Bu girişiminin nedeni şu olsun: Zorla yapmıyorsun bu işi; ara sıra denemektense, her zaman katlanman senin için daha kolay olacaktır çünkü. Eskrim testisiyle alıştırma yapalım da, 40 kader bizi hazırlıksız yakalamasın. Bizimle iç içe olsun fakirlik. Fakir olmanın onca kötü bir iş olmadığını bilirsek, zenginlik içinde daha huzurlu

oluruz. O zevk hocası Epikuros'un belli günleri vardı, bugünlerde o doludizgin, eksiksiz zevkten bir şeyler eksilecek mi, ne kadar eksilecek, eksilen toplam bunca çabaya değecek mi diye gözlem yapmak üzere açlığını hasisçe giderirdi. Charinus görevdeyken Polyaenus'a yazdığı mektuplarda böyle diyor kesinlikle; hatta tam bir kuruş bile harcamadan karnını doyurduğu için de övünüyor. Bilgelikte daha onun kadar ilerlemediği için Metrodorus da tam bir sikke harcarmış. 


Böyle bir gıdayla doyar mı insan? Doymaz ama zevk duyabilir yine de. Öyle hafif, geçici, sürgit yenilenmesi gereken bir zevk değildir bu; sürekli, kesin, değişmez bir zevktir: Su içmek, arpa çorbası, bir parça arpa ekmeğiyle yetinmek hoş bir şey değildir ama bunlardan bile zevk duyabilmek, kaderin hiçbir haksızlığının ulaşamayacağı bir düzeye inmek de büyük bir zevktir. Hapishanelerde verilen gıda daha da boldur. Ölüm cezasına çarptırılmış olanlara bile celladı bu kadar az gıda vermez, ölüme yargılanmış olanların bile korkmayacağı bir düzeye kendi isteğiyle inmekte ne ulu bir ruh gücü vardır! Kaderin oklarını önceden yakalamaktır bu. Öyleyse Lucilius'um, bu bilgelerin hep yaptığını yap sende: Kimi günlerini ada bu işe, o günlerde varlığından el etek çekerek "çok az"la yakınlık kur, fakirlikle ilişki kurmaya başla: 83 


"Tanrı'ya layık bir insan olmak için, konuğum,

derle topla sen kendini! Cesaret et varlığı hor görmeye.”


Varlığını hor görenden başka hiç kimse Tanrı'ya layık değildir. Varlık elde etmene karşı değilim senin, ama ki, pervasızca sahip ol bu varlığa. Sen buna ancak bir tek yoldan erişebilirsin: Eğer kendini varlıksız da mutlu yaşayabileceğine inandırabilir, varlığına hep gün gelip elinden alınacakmış gibi bakabilirsen!


Bu mektubu katlama zamanı geldi çattı artık. "Önce borcunu öde!" diyorsun. Seni Epikuros'a havale edeceğim, o görsün hesabı: "Sınırsız öfke, delilik doğurur." İnsanın bir kölesi, bir düşmanı olunca, bu sözün ne kadar gerçek olduğu anlaşılır ister istemez. Bu duygu, her insanın yüreğini alev alev yakar. Aşktan da doğar, nefretten de. Ciddi konular konuşulurken olduğu kadar, eğlence sırasında da, şakalar yapılırken de doğar. Ne kadar büyük bir nedenden doğduğu hiç önemli değildir, ama nasıl bir ruh haline dönüştüğü önemlidir. Tıpkı ateşin ne kadar büyük olduğunun değil, nereye düştüğünün önemli olması gibi. Çünkü ateş ne kadar büyük olsa da sağlam bir yerde tutunamaz. Buna karşılık kuru, kolay parçalanabilir bir ortamda, bir kıvılcım bile barınıp yangına dönüşür. Evet, Lucilius'um, büyük bir öfkenin sonu çılgınlıktır hep ve insanın ılımlı olmak için değil, sağlıklı olmak için öfkeden kaçınması gerekir.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kalbin Secdesi

Enflasyon Nedir?

Aklın Üzerindeki Sessiz Tehdit