Seneca Ahlak Mektupları 12. Mektup
12. Mektup
Nereye dönsem, yaşlandığımı belirten deliller çarpıyor gözüme: Sayfiyedeki evime gitmiştim; harap, ölmüş yapının giderlerinden yakınıyordum. Kâhya bana: “Benim suçum yok, işleri ben savsaklamadım. Elimden geleni yaptım ben, ama konak eskidi artık!” dedi. Bu konak benim elimde büyüdü, peki benim ömrümün taşları da bu kadar çürümüşse ne olacak benim halim? Kahyaya içerledim ya, öfkemi boşaltmak için hiçbir fırsatı kaçırmadım: "Şu çınarların bakımsız kaldığı apaçık," dedim, "üstlerinde yaprak diye bir şey yok. Ne dal kalmış ne budak. Nasıl çırılçıplak hepsi de! Nasıl acıklı, haşin görünüşlü birer kütük olmuş hepsi! Birisi bunların köklerini çapalayıp sulasaydı böyle olmazdı elbette!” Kâhya, atalarımın üstüne yemin ediyor ki elinden gelen her şeyi yapmıştır, hiçbir konuda bakımdan geri kalmamış; gelgelelim yaşlıdır artık çınarlar. Laf aramızda, bu çınarları ben dikmiştim, ilk yapraklarını ben görmüştüm. Kapıya dönünce: "Şu adam da kim?" diye sordum, “şu iki büklüm duran adam? İyi ki kapıya yakın duruyor, gözünü dışarı dikmiş çünkü. Nereden buldun bunu sen? Elin mezar kaçkınını karşıma çıkarmak nereden 60 geldi aklına?" Ama karşımda duran adam dedi ki bana: “Yoksa tanımadın mı beni? Ben Felicio'yum, hani bana çocukken küçük yontular armağan ederdin. Ben kâhya Philositus'un oğluyum. Eskiden çok severdin beni.” Tamam, dedim; adam kaçığın biri. Ben de küçükken pek severmişim onu, öyle mi? Eskidenmiş o iş, şimdi ağzında diş miş kalmamış.
Sayfiyedeki evime bir şey borçluyum: Nereye dönersem döneyim yaşlandığımı gösterdi bana. Sarılalım yaşlılığa, sevelim onu. Yararlanmasını bilirse insan, zevk doludur ihtiyarlık. Geçmek üzereyken meyveler tatlı olur. Çocukluğun en güzel çağı son yıllarıdır. Şarap içenler için en son yudumun tadına doyulmaz; sarhoşu sızdıran, yere vuran o son yudum. Her zevk de en tatlı yanını en sona saklar zaten. Yaşamın tepetaklak olmadan hafifçe eğildiği çağda en tatlı çağıdır. Hayatın son basamağında duran çağın bile bence zevkli yanları vardır: Hiçbir zevke gereksinme duymamak bile bir zevk yerine geçer. Arzulardan, isteklerden yorulup kaçmak ne tatlı bir şeydir! Ama diyorsun ki, "İnsanın gözlerinin önünde hep ölüm olması, sıkıcı bir şey değil midir?" Doğru, öyledir; fakat önce şu ölüm denen şey, ihtiyarların olduğu kadar gençlerinde gözlerinin önünde değil midir? Öteki dünyaya doğum tarihlerine göre çağrılmıyoruz ki! Ayrıca, kimse bir gün daha yaşayacağını ummayacak kadar yaşlı da değildir. Her gün, hayatın yeni bir basamağıdır. Bütün hayat, çeşitli dönemlerden oluşur: İç içe geçmiş, gitgide büyüyen çemberleri vardır. Bir çember hepsini içerir, çevreler. Doğduğumuz günden son günümüze kadar sürer bu. Bir ikinci çember, gençlik yıllarını içine alır; bir başkası, bütün çocukluğu dolanır; en sonunda tek başına bütün zaman bölümlerini içine alan bir yıl vardır; hayat, bu bölümlerin yinelenmesinden oluşur. Ayın çevrildiği çember daha küçük, günün çemberi de en kısası, darıdır; 61 ama gün de, ötekiler gibi başlangıçtan sona, doğuştan batışa kadar süre gider hep. Bu yüzden, karanlık anlamlı sözleri nedeniyle "karanlık” lakabı takılan Herakleitos, şöyle demiş: “Bir gün, bütün günlere eştir.” Bu sözü herkes bir yana çeker; kimi der ki, “Bütün günlerin saatleri birbirine eşittir." Bu doğrudur, çünkü bir gün, yirmi dört saat ise, bütün günler zorunlu olarak birbirine eşittir. Çünkü gece, kısalan gündüzün saatlerine el koyar. Bir başkası da der ki, "Bir gün, benzerlik yönünden ötekilere eşittir. Çünkü uzun bir günde, bir tek günde bulunamayan hiçbir şey yoktur, yani gece ve gündüzden başka hiçbir şey. Dünyanın değişen düzeni günleri eşit yapar; ne daha kısa ne daha uzun!" Bu yüzden yaşadığımız her günü, sanki günler yürüyüşlerini durduracakmış gibi, yaşamımızı bitirip sona erdirecekmiş gibi düzenlemeliyiz.
Uzun süre kaldığı Suriye'yi öz malı gibi kullanan Pacuvius, şaraplar saçarak ve ünlü cenaze yemekleri vererek kendisi için düzenlediği cenaze töreninden sonra, şölenden evine bir tabut içinde taşınıyordu, sapıklarının alkışları ve hep bir ağızdan Yunanca söyledikleri “Bebiotai, Bebiotai!" ilahileri arasında. Her gün kendi cenaze merasimini oynadı. Pacuvius'un huzursuz, işkilli bir yürekle yaptığı şeyi, biz rahat bir yürekle yapalım ve yatmaya giderken sevinç, neşe içinde diyelim ki:
“Tükendi ömrüm, ulaştım kaderin bana çizdiği yolun sonuna”
Tanrı, ertesi günü, bir günü daha bağışlarsa bize, sevinçle karşılayalım onu da. Ertesi günü endişesiz bekleyen kimse, çok mutlu ve huzurlu yüreğiyle kendine hâkim bir insandır. Kim ki “Ömrüm tükendi!" der, her sabah yeni bir kazançla kalkar yatağından. 62
Mektubu bitirmem gerek artık. "Mektubun bana küçük bir armağan vermeden mi yola çıkacak yoksa?" diyorsun. Korkma, kendisiyle birlikte bir şey de getiriyor. Bir şey de söz mü, çok şey getiriyor. Çünkü sana vermesi için, ona emanet ettiğim sözden daha güzel bir armağan bulunabilir mi? "Zorunluluk içinde yaşamak kötü bir şeydir, ama zorunluluk içinde yaşamak da zorunlu değildir ki!" Neden mi zorunlu değildir? Özgürlüğe açılan birçok kısa yollar vardır. Tanrı'ya şükranlarımızı sunalım ki hiç kimse zorla hayatta tutulamaz. Zorunluluklar bile ayaklar altında çiğnenebilir. "Epikuros söylemiş bu sözü, senin bir yabancıyla ne ilgin var?" diyorsun. Doğru olan her şey benimdir. Epikuros'u sana aşılamaya devam edeceğim, çünkü bir filozofa bağlananların, ne söylendiğine değil de kimin söylediğine değer verenlerin zihinlerine iyice yerleşsin şu: İyi olan her şey herkes ile ortaktır.
Yorumlar
Yorum Gönder