Seneca Ahlak Mektupları 28. Mektup

 

28. Mektup

Bu iş bir tek senin başına geldi sanıyorsun; sanki yeni bir şeymiş gibi, neden bunca gezip tozmadan, bunca değişik yerlerde dolaşmaktan sonra içindeki kederi, sıkıntıyı bir türlü söküp atamadın diye şaşıp kalıyorsun! Aslında ruhunu değiştirmen gerek, üstündeki gökyüzünü değil! İster engin denizleri aş, ister Vergilius'umuzun dediği gibi, “Karalar denizler silinsin gözlerden," nereye gidersen git, kusurların da peşinden gelecek. Aynı şeyden yakınan birine Sokrates şöyle demiş: “Bu gezintilerin sana hiç yararı olmuyor diye neden şaşırıyorsun, değil mi ki kendini de birlikte götürüyorsun! Seni yollara düşüren neden, seni bunaltan nedenden değil ki!” Yeni ülkeler görmen neye yarar, ya da yeni kentler, bölgeler görmen? Bu çırpınışların sonu bir hiçtir yalnızca. Bu kaçışların sana neden yararı olmuyor diye soruyorsun: Kendi kendinle birlikte kaçıyorsun da ondan! Yüreğini ezen sıkıntıdan kurtulman gerek; ondan kurtulmadan hiçbir yer hoşuna 114 gitmeyecektir senin. Bizim Vergilius'umuz coşmuş, cezbeye gelmiş, yüreği yabancı bir solukla dopdolu bilicinin halini anlatırken şöyle der: 


“Çılgınlar gibi dolaşıyor bilici, bağrından ulu Tanrı'yı söküp atabilmek için." 


Şimdi senin davranışın da öyle, düşün de gör: Oraya buraya koşuyorsun, yüreğine çöreklenmiş yükünü atmak için; ama bu yük, bu çırpınışların yüzünden daha da bastırıyor yüreğini. Hani bir gemide hareketsiz durdukları zaman yükler gemiye daha az z

arar verirler ama oraya buraya dağıldıklarında ise yüklendikleri bölümü daha çabuk batırırlar ya, tıpkı öyle. Ne yaparsan kendine karşı yaparsın, kendi hareketinle kendine zarar verirsin, çünkü sarstığın hasta bir ruhtur. Ne var ki, bu hastalığı yüreğinden söküp atarsan her yer değişimi sana zevk verecek: İster dünyanın öbür ucuna git, ister yabancı ellerin bir bucağına yerleş, oturduğun yer kollarını açacaktır sana. Senin nereye geldiğin değil, hangi ruh hali içinde geldiğin önemli asıl! İşte bu yüzden hiçbir yere bağlı kalmamalıyız. Yaşamı şu inanç içinde sürdürmeli: “Ben dünyanın bir tek köşesi için doğmadım; koskoca dünya, yurdumdur benim!” Eğer bu gerçeği anlamış olsaydın, birinden ötekine bıkıverip koştuğun bu yer değişiklikleri sana neden yararlı olmuyor diye şaşmazdın. Dünyanın dört bucağını senin saysaydın, ilk bulunduğun yer hoşuna giderdi. Şimdi senin yaptığın bir gezinti değil, bir avarelik, bir sürükleniş, kendini bir yerden ötekine çarpma! Oysa aradığın şey, yani mutlu yaşam her yerde bulunur. Forum'dan daha curcunalı, daha karmakarışık başka bir yer daha bulabilir misin? Orada bile insan, zorda kaldığı zaman, sükûnet içinde yaşayabilir. Ama insan, başına buyruk olabilse, forum’un görünüşünden de, yöresinden de kaçardım ben. Çünkü havası ağır bölgelerin en güçlü sağlığı bile 115 hırpaladığı gibi, iyi ama daha olgunluğa ermemiş, iyileşmekte olan bir olgun ruh için de daha az sağlıklı olan kimi olaylar vardır. Dalgaların ortasına atılan hayhuy dolu bir hayatı beğenerek her gün güç olaylara karşı cesaretle savaşan kimselerle aynı düşüncede değilim. Bilge, bu gibi olaylara katlanacak, ama bunları arayıp seçmemeli; savaşta olmaktansa barış içinde olmayı yeğ tutmalı. Başkalarının kusurlarıyla çatışmak zorunda olduktan sonra, insanın kendi kusurlarından kurtulmuş olması büyük bir yarar sağlamaz. “Otuz Tiranlar," diyorsun, “Sokrates'in etrafını sarmış, ama onun güçlü ruhuna boyun eğdirememişler.” Ne kadar efendi olmuş, önemli mi bu? Tektir kölelik: Bu köleliği hor gören insan, bir sürü efendinin arasında özgürdür.


Sözümü bitirmenin zamanı geldi artık, ama önce limandan çıkmak için gümrük borcumu ödemeliyim: “Suçunu kabul etmek, kurtuluşun ilk adımı sayılır.” Bence, bu sözü Epikuros çok güzel söylemiş: Çünkü suç işlediğini bilmeyen kimse, ıslah olmak istemiyor demektir; kendine ceza vermeden önce, kendini suçüstü yakalamalı insan. Birçokları kusurlarıyla övünürler: Kötülüklerini erdem sayan insanların, kötülüklerine karşı bir çare aradıklarını sanır mısın? Bu yüzden elinden geldiğince kendi kendini yargıla, kendi içinde bir soruşturma aç; önce savcı rolüne gir, sonra yargıç rolüne, en sonunda da avukat ol, hırpala kendin kendini bakalım. 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kalbin Secdesi

Enflasyon Nedir?

Aklın Üzerindeki Sessiz Tehdit