Seneca Ahlak Mektupları 9. Mektup
9. Mektup
Mektuplarından birinde (şunu) öğrenmek istiyorsun. Acaba Epikuros, "Bilge, kendi kendisiyle yetinir; bu yüzden de dosta ihtiyacı yoktur," diyenleri kınamada haklı mıdır, değil midir diye. Epikuros da Stilbon'da (Bir filozof), duygusuz bir ruh halinin en büyük iyi olduğunu sananlarda da bu kusuru bulur. Apathia'yı hemen bir tek sözcükle çevirip de impatientia dersek, zıt bir anlama düşmekten kurtaramayız kendimizi. Anlatmak istediğimizin tersi çıkabilir ortaya, çünkü biz acı duymaya karşı tepkiyi söylemek isterken, birisi "hiçbir acıya katlanamama" diye anlayabilir bu sözü. O halde bak bakalım, şöyle söylemek daha iyi değil mi: İncinmez bir ruh mu ya da her türlü acının erişemediği bir ruh mu demeli? Onlarla bizim 50 aramızda bir fark var: Bizim bilgemiz bu zorluğu yener ama hisseder de; onlarınki hissetmez bile! Onlarla bizim aramızda ortak bir şey daha var: Bilge, kendi kendinden memnundur; ama kendi gücü kendisine yetse de, bir dost, bir komşu, bir arkadaş da edinmek ister. Kendinden memnun olmak ne demektir bir bak bakalım. Bu, kimi zaman, kendinin bir parçasından memnun olmak demektir.
Ya bir hastalık,(ya da) bir düşman, elini koparınca ya da olur da bir gözünü veya iki gözünü kaybedip sakat kalınca geri kalan organları ona yetecektir ve eksik kopuk organlarıyla, sanki herşeyi tammış gibi memnun olacaktır kendinden.
Ama kimi organları eksikse ve bu eksikliğe üzülmüyorsa bile, bunların eksik olmamasını yeğ tutar yine de. Böylece bilge, kendi kendinden memnundur; dostsuz olmak istediği için değil, dostsuz da olabildiği için. "Olabildiği” sözünü şu anlamda kullanıyorum: Bilge, dostunu yitirdi mi soğukkanlılıkla katlanır buna. Zaten hiç dostsuz kaldığı da olmaz ki!
Hemen bir dost edinivermek onun elindedir. Nasıl ki Phidias bir yontusunu yitirirse hemen bir başkasını yapacaktır, işte öyle, bilge de dostluk kurma sanatçısı olarak, yitirdiği dostunun yerine bir başkasını koyacaktır.
"Çarçabuk nasıl dost edinebilecektir?” diye soruyorsun. Söyleyeyim, ama bir anlaşmaya varalım aramızda, sana borçlu olduğum armağanı şimdiden vermiş sayılayım da bu mektup için ödeşmiş olalım.
Hecaton der ki: “Ben sana ilaç, ot, zehirli büyü falan gerektirmeyen bir aşk iksiri göstereceğim: Sevilmek istersen, sev.” Çünkü eski ve sağlam bir dostluk alışverişi yalnız büyük
bir zevk vermekle kalmaz, aynı zamanda yeni bir arkadaşlığa başlamak, bir arkadaş edinmek fırsatını da sağlar insana.
Dost kazanmış insanla dost edinmekte olan insan arasında, ekin kaldıran çiftçiyle ekin eken çiftçi arasındaki ayrım 51 vardır. Filozof Attalus sık sık şöyle dermiş: “Dost edinmek, dostu olmaktan daha tatlıdır; tıpkı, sanatçının resmini yapıp bitirmekten ziyade resim yapmaktan zevk alması gibi."
Sanatçının uğraşısı için duyduğu endişe, bu uğraşıdan duyduğu büyük zevkle at başı gider. Eseri sona erip, elini üstünden çektiği zaman, ondan eskisi gibi zevk almayacaktır artık. Çünkü sanatının meyvesinin tadını tatmaktadır şimdi; oysa resim yaparken sanatının tadına varıyordu. Çocukların delikanlı olması daha verimli olur ama bebeklikleri daha tatlıdır. Şimdi konumuza dönelim.
Bilge, kendine yeterli olsa bile, yine de dostu olsun ister. Dostluk etmekten başka bir nedeni olmasa bile, dostluktaki böylesi büyük erdem yüzüstü kalmasın diye dostu olsun ister ve Epikuros'un şu mektubunda söylediği gibi, "Hastayken başucunda beklesin, zincirlere vurulduğu, fakir düştüğü zaman dostu yardımına koşsun diye değil; kendisi, hasta dostunun başucunda beklesin, düşman gözetimi altındaki dostunu kurtarsın diye” dost edinir. Kendini düşünerek, yalnız bu nedenle dostluğa yanaşan kimse, yanlış düşünmektedir. Bir iş başladığı gibi biter. Zincirlere karşı kendisine yardım edecek bir dost edinse insan, ilk zincir şıkırtısında sır oluverir dostu. Bunlar, halkın "iyi gün dostu" dediği dostluklardır. Bir insan, faydalanmak için başkasını dost edinmiştir; kendine yararlı olduğu sürece hoşlanacaktır ondan. İşi yolunda olanların çevresini birçok dostun sarması bu nedenledir zaten. İşi bozulanları da bir yalnızlık kuşatır dört bir yandan.
Dostlar denendikleri yerden sıvışıverirler. İşte bu yüzdendir onca uğursuz dostluk örneği: Kimi korkudan yüzüstü koyar dostunu, kimi korkudan ihbar eder. Başı sonu, ister istemez, birbirine uyar dostların: Çıkarı var diye dost olan kişi, çıkarı var diye de bırakır dostunu: Dostlukta dostluğun dışında herhangi bir çıkardan hoşlanırsa insan, dostlukla bağdaşmayan bir ödülden de hoşlanacaktır. O halde hangi niyetle dost 52 ediniyorum ben? Uğruna ölebileceğim, sürgününde peşinden gidebileceğim, ölümüne göğüs gerip engel olacağım bir insana sahip olmak için! Şu senin anlatıp durduğun şey ise dostluk değil, ticarettir; hani çıkar gözeten, ondan ne elde edebileceğini hesaba döken ilişki!
Hiç kuşku yok ki, aşıkların sevgisiyle gerçek dostluk arasında benzer bir yan vardır. Onların aşkına delice bir dostluk denebilir. Bir insan, yararı için âşık olabilir mi? Ya da bir tutku, bir ün uğruna? Aşk, onları her şeye sırt çevirterek, sadece kendisi için, güzelliğin çekici isteğiyle ve karşılıklı bir sevgi umuduyla yakar tutuşturur. Peki, kötü bir duygu, kendinden şerefli bir nedenden doğabilir mi? "Şimdi burada, dostluk kendisi için mi aranmalı' konusunu tartışmıyoruz ki?” diyorsun. Aslında, her şeyden önce bunun kanıtlanması gerek. Çünkü eğer dostluğun sadece kendisi için aranması gerekirse, ancak kendi kendisiyle yetinen kişi yanaşır dostluğa. “Nasıl yanaşır yani?” Çok güzel bir şeye yanaşır gibi, ne bir çıkar umuduyla ne de kaderin değişebileceği korkusuyla. Dostluğu iyi günler için hazırlayan kişi, dostluğun kutsal, ulu yanını yok eder.
Bilge, kendi kendisiyle yetinir. Bu konuyu, Lucilius'um, çok kez yanlış yorumluyorlar: Bilgeyi her yerden çıkarıp atıyorlar, kendi kabuğu içine çekilmeye zorluyorlar. Ama bu sözün ne olduğunu, neler vaat ettiğini iyice ayırt etmek gerektir. Bilge, kendi kendisiyle yetinir; mutlu yaşamak içindir bu, sadece yaşamak için değil. O, yaşamak için çok şeye gereksinir ama asıl mutlu yaşamak için sağlam, yüce, kaderi hor görebilecek bir ruha gereksinir.
Şimdi Chrysippus'un yaptığı ayrımlara değinmek istiyorum. Chrysippus der ki: “Bilge, hiçbir şeyden yoksun değildir, ama ona birçok şey gereklidir. Buna karşılık akılsız kişiye hiçbir şey gerekli değildir, çünkü akılsız kişi hiçbir şeyi kullanmasını bilmez, her şeyden yoksundur. Bilge için el, göz ve 53 günlük kullanım için birçok şey gerekli olsa da, hiçbir şeyden yoksun değildir. Çünkü yoksun olmak, zorunluluğu da birlikte getirir; oysa bilge için hiçbir şey zorunlu değildir."
Demek ki kendi kendisiyle yetinse bile dosta gereksinir bilge; olduğunca çok dostu olsun ister, mutlu yaşamak için değil ama! Çünkü o, dostu olmadan da mutlu yaşar. Bilge, en büyük iyi araçlarını dışarıda aramaz: Saygınlığı kendi içindedir, kendi kendisiyle bir bütündür. Eğer bir parçasını dışarıdan ararsa, kadere boyun eğmeye başlamış demektir.
"Gelgelelim bilge, bir yerde, yanında dostu olmadan hapis edilse ya da yabancı bir halkın içine bırakılsa veya uzun bir deniz yolculuğunda tutulsa yahut ıssız bir kıyıya atılsa onun hayatı acaba nasıl olacaktır?" Nasıl ki İuppiter; dünya yok olup bütün tanrılar bir tek Tanrı'da birleşince, doğa bir süre için yaşamdan geri kalınca kendini tamamen düşüncelerine vererek kendine güvenirse, bilge de öyle yapar; kendi içine kapanır, kendi kendisiyle baş başa kalır.
Bilge, kendi isteğine göre işlerini yürütebildiği kadar kendi kendine yeterli olur ve evlenir; kendi kendine yeterli olur ve çocuk sahibi olur; ama bir insanla birlikte olmadan yaşayacak olsaydı, yaşamı yaşam olmazdı yine de. Onu dostluğa iten, özel bir çıkar değildir; doğal bir itidir. Çünkü nasıl, içimizde her şeye karşı içgüdüden gelen tatlı bir duygu varsa, dostluğa karşı da öyle bir duygu vardır. Yalnızlıktan nasıl nefret eder ve bir toplumda yaşamayı istersen, doğa insanı insana nasıl sevdirirse, bu konuda da bizi dost aramaya itici, uyarıcı bir güç vardır.
Dostlarını ne kadar çok sevse de, onları kendine eş, hatta çok kez üstün tutsa da, bilge, her iyi'yi kendisiyle sınırlandırır, Epikuros'un mektubunda saldırdığı Stilbon'un dediğini der: Stilbon'un yurdu alınmıştır, dostlarını, çocuklarını, karısını yitirmiştir. Yurdu baştan aşağı yakan yangından bir kendisi kurtulduğu halde mutludur. Kentleri yere serdiği için Poliorcetes yani "kent yağmalayan" lakabını alan Demetrius ona, "Bir şey yitirdin mi?" diye sorunca şöyle der: "Benim olan her şey benimle birlikte."
Güçlü, cesur adam diye buna denir işte! Düşmanı zafer kazanmışken bile yener düşmanını. "Hiçbir şeyimi yitirmedim,"der ve düşmanını "Acaba zafer kazandım mı ben?" diye kuşkuya düşürür. "Benim olan her şey benimle birlikte": Yani adalet, cesaret, sağduyu ve insandan geri alınabilecek her şeyi değerli saymamak becerisi onunla birliktedir. Alevlerin arasından hiç zarar görmeden geçen kimi hayvanlara şaşarız ya; asıl bu adam, silahların, yıkıntıların ve alevlerin ortasından yara bere almadan geçip giden bu adam hayran olunmaya değmez mi? Bak, bütün bir ulusu yenmek, bir tek adamı yenmekten daha kolay, görüyor musun? Onun bu sözü Stouaclarla ortaktır: Yanıp kül olmuş kentlerin ortasından bütün değerlerini olduğu gibi hiç zarara uğratmadan çekip çıkarır. Çünkü o, kendi kendisine yeterlidir, mutluluğu bu sınırların içindedir.
Sanma ki böyle cömertçe atıp tutan, yalnız biz Stoacılanızdır. Stilbon'u eleştiren Epikuros bile, onun sözüne benzer bir söz söylemiş (gerçi bugünlük borcumu ödedimse de yine de hoş karşıla bu armağanı): "Elinde olanı kendine yeter saymayan kişiyi koskoca dünyanın efendisi yapsan, o yine de mutsuzdur." Ya da şöyle dediğim zaman daha iyi anlarsın bizim, sözcüklere değil, metnin anlamına uymamız gerekir- "Koskoca dünyaya emretse bile, kendini mutlu saymayan kişi, mutsuzdur."
Bunların, doğanın kesinlikle buyurduğu, herkesin bildiği birer gerçek olduğunu öğrenmen için de, komedya ozanının şu dizesini bilmelisin: "Mutlu olduğunu sanmayan kişi, mutlu değildir."
Eğer sen kötü diye bellemişsen, durumunun ne olduğu dizesini bilmelisin: önemli mi? 55
“Ya peki," diyorsun, “utanç verici bir yoldan zengin olmuş, birçoklarının efendisi, ama birçok efendinin de kölesi olan o adam, kendine mutlu derse, kendi düşüncesine göre mutlu mu olacak yani?"
Ne söylediği değil, ne hissettiği önemlidir onun; hem de bir gün hissettiği değil, sürekli olarak ne hissettiği önemlidir. Hem böylesine değerli bir şey, layık olmayan birine kısmet olur diye korkma. Bilgeden başka kimse kendi değerleriyle yetinmez. Her cahil, kendinden iğrendiği için acı çeker.
Yorumlar
Yorum Gönder