Soy mu, Sorumluluk mu?

 

Geçmişin gölgesinde dinlenmek konforludur; fakat hiçbir gölge insanın kendi güneşini doğurmasına yetmez. Bir babanın evladına bırakabileceği en sarsıcı, belki de en özgürleştirici miras nedir? Hz. Peygamber’in (s.a.v.) sözleri, tarihin içinden yükselen berrak bir hakikati fısıldar: En yüce bağlar, hatta “peygamber evladı” olmak bile, kişisel sorumluluğun yerini tutmaz.

“Kızım Fatıma! Babam peygamber diye güvenme. Rabbine karşı kulluk vazifeni yap. Eğer Allah’tan nefsini satın alamazsan, Vallahi ben bile senin namına bir şey yapamam.”

İnsan çoğu zaman varlığını dışsal aidiyetlerle tanımlayarak güvende hissetmek ister. “Şu ailenin mensubuyum”, “şu geleneğin mirasçısıyım” diyerek kendine manevi bir zırh örer. Oysa bu zırh, çoğu zaman kişisel sorumluluğu örten bir perdeye dönüşür.

Tam da bu noktada, yalnızca soyu ile övünenlere şu soru yöneltilmelidir: Kimin mirasını taşıyorsunuz? Sadakatiyle anılan Ebu Talip’in mi, yoksa aynı kökten gelip hakikate sırt çeviren Ebu Leheb’in mi? Mesele hangi kökten geldiğiniz değil, hangi dalda çiçek açtığınızdır. Peygamber’in kendi kızına yönelttiği bu uyarı, soya dayalı tüm ayrıcalık iddialarını sessizce boşa çıkarır. Tüm etiketler sıyrıldığında, geriye kalan “siz” ne kadar sahicidir?

“Rabbine karşı kulluk vazifeni yap” çağrısı, güvenilecek şeyin dışsal bir statü değil, içsel bir eylemlilik olduğunu hatırlatır. İman, pasif bir aidiyet değil; bilinçli ve süreklilik taşıyan bir varoluş hâlidir. Hadiste geçen “nefsini satın almak” ifadesi ise güçlü bir özgürlük teklifidir: Nefsi, geçici heveslerin ve toplumsal beklentilerin elinden çekip, daha büyük bir hakikate teslim etmek.

“Vallahi ben bile senin namına bir şey yapamam” sözü, tüm duygusal yanılsamaları dağıtan son noktadır. Bu cümle şunu söyler: Rehber olunabilir, ama yol sizin yerinize yürünemez. Modern dünyada da benzer bir yanılsama sürer; geçmişimizin itibarıyla kendimizi kurtulmuş sayarız. Oysa gerçek miras bir isim değil, o bilinci kuşanma imkânıdır.

Kimin soyundan geldiğiniz bir kaderdir; kimin yolundan gideceğiniz ise bir tercihtir. Sonunda insan, kim olduğu ile değil, neyi üstlendiği ile var olur. Güvenilecek tek sermaye emeğiniz, yürünecek tek yol ise iradenizle kurduğunuz o ince köprüdür. Geriye kalan her şey, yalnızca bir gölgedir.

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kalbin Secdesi

Enflasyon Nedir?

Aklın Üzerindeki Sessiz Tehdit