AYAĞA KALKAN KİM?

 Bir üniforma, bir unvan, bir koltuk… Bunlar sahnede giyilen kostümlerdir. Perde kapandığında geriye, o kostümün altında nasıl durduğunuz kalır. İnsan başlığıyla değil, başının dikliğiyle var olur. Makam bir roldür; haysiyet ise senaryoyu yırtıp atmaktır.

Bir toplumun sigortası, rozetler değil; pazarlığa sürülmemiş bir vicdandır. Satılmayan bir onur, sadece sahibine değil, dokunduğu her şeye ağırlık kazandırır. O hâlde soralım: Önünde eğildiğiniz insanlar, mevkileri alınsa aynı saygıyı görür müydü? Ya da daha serti: Onlar size, unvanınız olmasa aynı gözle bakar mıydı?

Gerçek saygı, protokolün zorunlu nefesi değil; gönlün özgür nefesidir. Mevki için ayağa kalkmak bir ritüeldir; belki de bir aldanış. Ama birinin duruşu, ilkeleri ve karakteri için kalktığınızda, o an ritüel olmaktan çıkar; herkesin soluğu kesilir.

Yanılgımız şu: “Saygın mevkiler” kurmaya çalışıyoruz. Oysa mesele, mevkileri saygın kılan insanlar yetiştirmek. İsim levhası değil, temsil ettiği erdem konuşmalı. Ancak o zaman biri odaya girdiğinde ayağa kalkılır; çünkü gelen bir unvan değil, onu hak eden bir fikirdir. Gelen, sadece bir beden değil; temiz bir vicdan, satılmamış bir haysiyet ve sönmeyen bir ateştir.

Peki siz hangi taraftasınız? Ayağa kalkılan kişi mi olmak istersiniz? Yoksa o kişiyi tanıyacak ve ayağa kalkacak bir nesli yetiştiren mi?

Unvan geçicidir; haysiyet kalıcıdır. Ve kalıcı olan, kendini ayağa kaldırtmaz. Çünkü o, zaten ayağa kalkılması gereken şeyin kendisidir.



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kalbin Secdesi

Aklın Üzerindeki Sessiz Tehdit

Kendi Gökkuşağını Yaratma Cesareti