İLTİFATIN İNCELİĞİ, DOSTLUĞUN YÜKSEKLİĞİ

Bazen bir sohbetin ortasında söylenen kısa bir söz, insanın iç dünyasında yıllar sürecek bir yolculuk başlatır. Tarihî bir anlatıya göre Sultan Abdülmecid, bir gün yanındaki Şerif Bey’e sorar:

— Bir insanı hayatta en çok mutlu eden şey nedir?


Şerif Bey, ince bir zekâyla cevap verir:


— Sizin gibi kendisinden büyük birinin ona iltifat etmesi efendim.


İnsanın doğasında takdir edilme isteği vardır. Kendimizden daha tecrübeli veya üstün gördüğümüz birinin bizi övmesi, içten içe kendimizi daha değerli hissetmemizi sağlar. Bir öğretmenin öğrencisine “Aferin” demesi ya da bir ustanın çırağını övmesi basit birer söz değildir; bu sözler, insanın kendi değerini dışarıdan bir gözle onayladığı anlardır. Bu yönüyle iltifat, takdir edenle edilen arasında kurulan sessiz bir bağdır.


Ancak Sultan Abdülmecid’in verdiği cevap, konuyu bambaşka bir boyuta taşır. Sultan gülümser ve şöyle der:


— Ama siz yine de benim mutluluğuma erişemezsiniz. Çünkü benim sizin gibi zarif bir dostum var; fakat siz kendiniz gibi birini bulamazsınız.


Bu cevap, iltifattan çok daha derin bir gerçeği fısıldar: İnsanı asıl mutlu eden şey sadece başkaları tarafından beğenilmek değil, kaliteli bir insanla dost olabilmektir. İltifat anlık bir gurur verir; ama gerçek dostluk insanın ruhunu besler.


Uzun yıllar süren yöneticilik hayatımda şunu fark ettim: Bir ekip arkadaşımın yaptığı güzel bir işi ya da sergilediği zarif bir davranışı anında dile getirmek, o an için küçük bir teşekkür gibi görünse de aslında karşı tarafın hafızasında büyük bir iz bırakır. Aradan onca yıl geçmesine rağmen, bugün emekli olmuş arkadaşlarımın araması veya bir mesajla hatırımı sorması, o zamanlar söylenen küçük bir takdir cümlesinin kalıcılığını gösteriyor. Demek ki insanın kalbinde yer eden şey çoğu zaman büyük iyilikler değil, doğru zamanda samimiyetle söylenmiş küçük bir teşekkürdür.


Bugün genellikle başarıyı mevkiye, değeri ise güce bakarak ölçüyoruz. Oysa asıl soru şu olmalı: Bir insanın büyüklüğü gerçekten makamıyla mı ölçülür, yoksa yanında taşıdığı insanların kalitesiyle mi?


Bir insanın çevresine baktığınızda, onun karakterine dair en dürüst ipucunu görürsünüz. Çünkü insan çoğu zaman kendisine benzeyenlerle yol yürür. Arapça’da bir söz vardır: Her kuş kendinden olan kuşlarla uçar. Nazik insanlar nazik insanları; derinliği olanlar ise samimi sohbetleri çeker. Hayatın en büyük zenginliği, bizi geliştiren insanlarla aynı masada oturabilmektir.


Kendimize şu soruyu sormak iyi olabilir: Biz sadece iltifat bekleyenlerden miyiz, yoksa başkalarının hayatına incelik katabilenlerden mi? Bazı insanlar bir ortama girdiğinde sadece kendilerini göstermeye çalışır; bazıları ise varlıklarıyla o ortamın havasını değiştirir.


Gerçek mutluluk; bir başkasının bizi övmesinde değil, yan yana yürümekten gurur duyulacak bir insan olabilme çabasında saklıdır.


Ve belki de, iltifatın inceliği dostluğun yüksekliğinde tamamlanır: İnsan, kendisine söylenen güzel sözlerle değil; yanında taşıdığı güzel insanlarla büyür.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kalbin Secdesi

Enflasyon Nedir?

Aklın Üzerindeki Sessiz Tehdit