Ahlaki Yankı


Her davranış yalnızca bize ait değildir; başkalarında çoğalan bir çağrıdır. İnsan, yaptıklarından çok, bıraktığı izlerle hatırlanır.

Bir söz dudaktan çıktığı anda kişisel olmaktan çıkar; başka bir zihinde biçim değiştirir, başka bir kalpte kök salar. Umut da olabilir, yük de. Her davranış sessiz bir davettir: 

“Ben böyle yaptım. Sen de yapar mısın?”

Bir bakışın bir çocuğa ömürlük cesaret verebileceğini düşündün mü? Ya da küçümseyici bir sözün yıllarca sürecek bir iç sese dönüşebileceğini? Bir konferans sonrası yanıma gelen öğretmenin titreyen sesi hâlâ aklımda:

“Bugün öğrencilerime başka davranacağım.”

O an anladım: Etki çoğu zaman sözde değil, duruştadır. İnsan farkında olmadan bir ahlaki yankı üretir; sustuktan sonra bile eylemleri yaşamayı sürdürür. Peki, bu görünmez yankının sorumluluğunu taşımaya hazır mıyız?

Kant’ın sorusu nettir: 

“Öyle davran ki, eylemin evrensel bir yasa olabilsin.”

Bu düşünce insanı rahatsız edici bir gerçekle yüzleştirir: Öfkemiz de merhametimiz de başkaları için bir örnek oluşturur.

Kendi öfkemizi “insanlık hâli” diye mazur gördüğümüzde, onu görünmez biçimde meşrulaştırmış olmaz mıyız? Belki her sabah şu soruyla uyanmalıyız: 

Davranışlarım evrenselleşseydi, nasıl bir dünyada yaşardım?

İyilik, alkış için yapıldığında hâlâ iyilik midir? Seneca’nın dediği gibi, erdem seyirci aramaz. Öyleyse yankımızın merkezinde ne var: görünme arzusu mu, ortak iyilik mi?

Aynada Kalan

Unvanlar silinir, alkışlar diner. Ama bir çocuğa geçen sabır, bir zihinde yankılanan cesaret, bir kalpte kök salan güven kalır.

Şimdi aynaya bak ve sor:
Bugün hangi davranışımı evrensel bir yasa olacak kadar inanarak yaşadım?



 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kalbin Secdesi

Enflasyon Nedir?

Aklın Üzerindeki Sessiz Tehdit