Kayıtlar

Taşların sırrı!

Bir Doğu tapınağının girişinde, belirli bir açıdan bakıldığında farklı sayılarda görülen taşlar bulunur. Sağ taraftan bakıldığında on bir, sol taraftan bakıldığında on iki ve ortadan bakıldığında on üç taş görünür. Bu ilginç taş dizilimi, bakış açısının doğruluğu nasıl etkilediğini gösteren bir metafor sunar. İnsanların olayları nereden gördükleri ve nasıl değerlendirdikleri, doğruluk anlayışlarını etkiler. Herkesin durduğu nokta kendisi için doğru olabilir, ama bu mutlak bir gerçeklik anlamına gelmez. Gençliğimde, güvendiğim kaynaklardan edindiğim bilgileri sorgulamadan doğru kabul ederdim. Örneğin, o dönemlerde kısa kollu kıyafet giymenin caiz olmadığını savunarak, ağabeyimin hediye ettiği tişörtü kabul etmemiştim. Zamanla, çeşitli dini kitaplar okuyup farklı âlimlerin görüşlerini inceledikçe, daha önce öğrendiğim bilgilerin çoğunun sorgulanmaya muhtaç olduğunu fark ettim. Bu farkındalık, bana hayat boyunca öğrenmenin ve bilgi edinmenin bir yolculuk olduğunu öğretti. İmam-ı Azam Ebu ...

El-Emin’den Günümüze

Güven, insan ilişkilerinin temeli olan en önemli duygulardan biridir. "Emin" kelimesi, “kendisine güvenilen, hıyanet etmeyen, sözünde duran, vefalı; başkalarından korkmayan kimse” anlamına gelir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) bu sıfatları peygamber olmadan önce dahi üzerinde topladığı için “ Muhammedül-Emîn ” lakabıyla meşhur olmuştur. Peygamberimizin adını andığımızda "Sallallahu aleyhi ve sellem" demeyenlere kızıyoruz. Peki, Peygamberimizin bu değerli sıfatlarını taşımadığımızda neden kendimize kızmıyoruz? Geçtiğimiz aylarda Gaziantep'te yaşadığım bir deneyim, güvenin hala var olduğunu görmemi sağladı. Tarihi çarşıda dolaşırken, aynı ürünleri satan esnafların yan yana dizildiğini gördüm. Fiyat etiketleri genellikle aynıydı. Dikkatimi çeken husus, esnafın müşteriyi rahatsız etmeden kendi işine devam etmesiydi. Sadece sorduğunuzda ilgi gösteren bu esnaf, samimiyeti ve güven ortamını pekiştiriyordu. Güven, zamanla inşa edilen ve bir anda yıkılabilen hassa...

Düşüncede İhtiyat!

Doğu taraflarındaki tapınaklardan birinin bahçesinde, girişin ortasında taşlar dizilmiştir. Bu tapınağa giden kişi, basamaklara çıkmadan önce taşlara bakmaya yönlendirilir. Basamakların sağ tarafından bakıldığında on bir taş, sol tarafından bakıldığında on iki taş, ortadan bakıldığında ise on üç taş olduğu görülür. Yani olay doğru taş sayısını bulmak olsa da çıkarılacak ders “ nereden baktığınızdır .” Doğruluk, bakış açısına göre değişmektedir. Durduğunuz nokta sizin için doğrudur; ama mutlak olarak tam doğru değildir. Gençliğimde edindiğim bilgileri mutlak gerçekler olarak sahiplenir ve savunurdum. Güvendiğim bir kişiden veya yazardan aldığım bilgileri kesin doğru gibi algılar, bu bilgilerle hareket ederdim. Bir gün, başka bir şehirde yaşayan ağabeyim ziyarete geldiğinde bana kısa kollu bir tişört hediye etmişti. O dönemde merhum bir din adamının teyp kasetlerini dinliyor ve görüşlerini benimsiyordum. Doğu kültürü, yüksek sesle konuşan ve bağıran liderleri sever; bu hoca da kasetler...

Fazla eşya sendromu ve bilgelik!

  Aramızda Kadri Abimle çok fazla yaş farkı yoktu. O, üvey ablamın büyük çocuğuydu; dolayısıyla benim yeğenimdi. Henüz çocuk yaşta annesini kaybetmiş, dedesi tarafından büyütülmüştü. Annem ise, üvey torunu olmasına rağmen ona öz evlatlarından daha fazla ilgi gösterir, üzerine titrerdi. Kadri Abim benden dört yaş büyüktü. Çocuklukta bu dört yaş farkı büyük bir mesafe gibi görünürdü. O da bu farkın hakkını verir, yalnızca kendini yetiştirmekle kalmaz, bizim de gelişimimiz için büyük çaba sarf ederdi. Maalesef, dört yıl önce onu akciğer kanserinden kaybettik. Yükseköğrenim görmemişti -sonra açık öğretimle yükseköğrenimini tamamladı- ancak kendi kendini öyle bir geliştirmişti ki , profesörlere taş çıkartırdı. Onunla konuşan biri, kariyerini bilmeden, onu akademisyen zannederdi. Dini konularda da derin bilgiye sahipti ve din adamları bile onunla tartışmaktan çekinirdi. Bir gün dost meclisinde ibadet esnasında niyet konusu açıldığında, bir kesim niyetin sesli yapılmasının şart olduğunu...

Korkunun Hikmeti ve Ölümün Gerçeği

  Korku, insanın doğasında var olan doğal bir duygudur ve Allah tarafından hikmetiyle yaratılmıştır. Bu duygunun bir amacı vardır; bireyler için koruyucu bir mekanizma işlevi görür. Ancak, korkusuz bir yaşam sürmek mümkün değildir. Önemli olan, korkuyla yüzleşebilmek ve bu duyguyu doğru bir şekilde yönetmektir. Korkunun üstesinden gelmek, kişinin içsel huzurunu sağlamak ve psikolojik dayanıklılığını artırmak açısından kritik bir öneme sahiptir. Neden korkarız? Korkularımızın bazıları psikolojik temellidir; günlük yaşamımızı olumsuz etkileyen bu tür korkular "fobi" olarak adlandırılır ve genellikle profesyonel yardım gerektirir. Örneğin, kedi ya da köpek korkusu gibi durumlar. Diğer yandan, bireylerin kendi düşünce ve davranış kalıplarından kaynaklanan korkular da vardır. Bu tarz korkular çoğunlukla ihmal, unutma veya yanlış anlamadan doğar; dolayısıyla başa çıkmak da bireyin kontrolündedir. Korkularla yüzleşmek, sağlıklı bir yaşam sürmenin vazgeçilmez bir parçasıdır. Özel...

İnsanın İnşası!

  “Bir insan büyürken bilgisini, kültürünü, görgüsünü artırırsa kaliteli insan olur. Artırmazsa sadece büyümüş olur.” (Mahfi Eğilmez)   Mahfi Üstadımız, insan ile diğer canlılar arasındaki farkı bir cümlede çok güzel özetlemiş. Bu söze benzer bir başka söz daha var : “Hayvan, hayvan olarak doğar. İnsan, insan olarak doğmaz; oluşturulur. ” Demek ki insanın gerçek anlamda "insan" olabilmesi için çaba göstermesi gerekir. İnsan ile diğer canlılar arasındaki bir fark da, insanın düşünen ve kendini geliştiren bir varlık olmasıdır. Sevgili Peygamberimizin (sav) şöyle bir hadisi vardır: “İki günü eşit olan ziyandadır.” Bazı âlimler bu hadisin zayıf olduğunu söylese de ben bu hadisi kıymetli buluyorum. Bu hadisi "Her gün bir önceki günden daha fazla ibadet etmeliyiz." gibi bir anlamda yorumlarsak bana göre hata yapmış oluruz. Çünkü buna ne gücümüz ne de zamanımız yeter. Ancak, her günü kültür, görgü, bilgi ve ilmimizi artırarak geçirirsek insanlığa ve âleme daha fazla ka...

Rüyadaki padişahlık!

Dünya hayatı üzerine düşünürken, tarih boyunca pek çok alim ve düşünür, yaşamın geçici doğasına dikkat çekmiştir. İşte bu anlamda, Hârûn Reşîd ile Behlül arasında geçen ilginç bir diyalog, bu hususu güzel bir şekilde ortaya koyuyor. Anlatılanlara göre, bir gün Halife Hârûn Reşîd, Behlül'den hikmetli sözler duymak ister. Adamlarını göndererek Behlül’ü yanına çağırır. Ancak Behlül, uykuda bir mezar içinde bulunur ve bu durum onu beklenmedik bir şekilde rahatsız eder. -Siz ne yaptınız. Beni pâdişâhlık makâmından indirdiniz. Şimdi ben ne yapacağım? Dedi. Görevliler gidip bu sözleri halîfeye bildirdiler. Hârûn Reşîd onun bu hâline bir mânâ veremedi, huzuruna geldiğinde;   -Ey Behlül! Bu ne iş, sen hangi padişahlıktan indirildin? Dedi. Bu soru üzerine; -Ey Halîfe! Rüyâmda kendimi hükümdâr olmuş gördüm. Tahtımda oturuyordum. Hizmetçilerim vardı. Saltanat ve ihtişam içinde idim. Lâkin senin adamların beni uyandırdı ve tahtımdan oldum. Bu sözlere Hârûn Reşîd güldü. Bu konuşma, saltanat ve g...