Bir isim nasıl büyür? Bir unvanla mı, bir makamla mı, yoksa bir lakapla mı? Yoksa o ismi taşıma biçimiyle mi? İmam-ı Âzam: Büyük İmam. Bu sıfat ona yaşarken verilmedi. O yalnızca doğru bildiği yolda yürüdü; bedel ödedi, reddedilmesi güç teklifleri geri çevirdi. Mazlumun yanında, zalimin karşısında durdu. Ardından yalnızca adı değil, duruşu da kaldı. Tarihten bugüne ulaşan hikâyesindeki asıl şaşırtıcı olan, teklif edilen makamların büyüklüğü değil; reddin gerekçesindeki incelik. Halife ona Baş Kadılık Makamını önerdiğinde, “Yapamam,” dedi. Halife onu yalancılıkla suçlayınca verdiği cevap, sanki bütün çağlara seslenir gibiydi: “Eğer yalan söylüyorsam, yalancıdan kadı olmaz. Eğer doğruysam, sözümün gereği kadılık yapamam. Her iki hâlde de bu görevi üstlenemem.” Bu bir akıl oyunu değil; vicdanın matematiği. Konuşan, zihnin kurnazlığı değil; kalbin eğitilmişliği. Bugün bize benzer bir teklif gelse, ilk soru “Hakkıyla yapabilir miyim?” mi olurdu, yoksa “Kaçırırsam bir dah...
Yorumlar
Yorum Gönder