Kırgın Değilim Üzgünüm

Hikaye kitabımdan

Züheyr altmışını çoktan geçmişti. Yıllar ona insanları tanımayı öğretmişti ama bir huyundan vazgeçememişti: Telefonu çaldığında açardı. Bilinmeyen numara bile olsa…

Kırıldığı, hatta kendisine sırt çevirdiğini düşündüğü insanlar bile aradığında sesini değiştirmezdi.

Belki gerçekten ihtiyacı vardır, diye düşünürdü. Belki bir insan, bir söz bekliyordur.

İnsanlardan umudunu hiç eksiltmemişti.

O sabah, manevi kardeşim dediği ve yıllar önce aynı evi paylaştığı dostuna bir mesaj yazdı.

Cevap gelmedi.

Bir gün sonra tekrar mesaj yazdı.

Cevap gelmedi.

Ertesi gün aradı. Telefon uzun uzun çaldı. Açılmadı.

Belki meşguldür, dedi.

Sevdiği insana mazeret bulmakta ustaydı.

İki gün daha geçti.

Akşam, salonun köşesindeki eski koltuğa oturdu. Telefonunu eline aldı. Yazdı, sildi. Yeniden yazdı, yine sildi.

Kırgın görünmek istemiyordu. Sitem etmek de…

Sonunda kısa bir mesaj yazdı:

“İki mesajıma ve aramama dönüş olmayınca içim burkuldu. Sizi kardeş gibi seven biri olarak, bir dostu kaybetmiş gibi hissettim. Kırgın değilim, sadece üzgünüm. Hoşça kalın…”

Gönder tuşuna bastı.

İçinde öfkeye benzemeyen bir sessizlik oluştu.

Telefonu masaya bıraktı.

O gece uzun süre düşündü:

Bir insanın yokluğu mu daha ağırdı, yoksa var olup susması mı?

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kendi Gökkuşağını Yaratma Cesareti

Adın mı Kaldı Geriye, Yoksa Ağırlığın mı?