Düşmanına Benzediğin An

 


Aliya İzzetbegoviç’e atfedilen bir söz vardır:

Biz savaşı öldüğümüz zaman değil, düşmanlarımıza benzediğimiz zaman kaybederiz.

İnsanı ilk okuyuşta savaş meydanına götürüyor bu söz. Oysa biraz üzerinde durunca, savaşın çok ötesine uzandığını fark ediyor insan. Çünkü düşmanına benzemek için elinde silah olması gerekmiyor. Bazen bir öfke, bir haksızlık, hatta incinmiş bir gurur bile yetiyor.

İnsan kendisine yapılan kötülüğü kolay kolay unutmaz. Haksızlığa uğradığında öfkelenir, karşı koyar, hakkını arar. Buraya kadar her şey anlaşılırdır. Fakat asıl tehlike bundan sonra başlar: Karşı çıktığımız insanın yöntemleri, farkına varmadan bizim yöntemlerimize dönüşebilir.

Bize bağırana daha yüksek sesle bağırırız. Bizi küçümseyeni küçümser, hakkımızı yiyenin hakkını yemeyi adalet saymaya başlarız. Bir zamanlar ayıpladığımız davranış için bu kez kendimize gerekçeler buluruz: Ama o da bana aynısını yaptı.

İşte sınırın yer değiştirdiği an belki de budur.

Kötülük çoğu zaman kapıyı büyük gürültülerle çalmaz. Küçük bir tavizle girer hayatımıza. İlkinde vicdanımız rahatsız olur. İkincisinde daha az. Sonra göz alışır, kulak alışır, dil alışır. Dün bizi öfkelendiren bir haksızlık, bugün sıradan bir haber gibi önümüzden geçip gider.

Yolsuzluk, hakaret, iftira, haksızlık… Çok tekrarlandığında yalnızca kötülük çoğalmaz; ona karşı duyarlılığımız da aşınır. Vicdanın sessizleşmesi, kötülüğün bittiği anlamına gelmez. Bazen kötülük yerinde duruyordur da biz ona alışmışızdır.

İnsanın kendisiyle karşılaşması da tam burada başlar. Çünkü başkasının yanlışını görmek kolaydır. Kendi öfkemizin içindeki haksızlığı, kendi dilimizdeki kabalığı, kendi menfaatimizin arkasına sakladığımız çelişkiyi görmek daha zordur.

Bir zamanlar karşı çıktığımız şeyi yaparken kendimizi yakaladığımız an, aynaya biraz daha dikkatli bakmak gerekir.

Ahlâkın gerçek sınavı da galiba oradadır: Her şey yolundayken değil, öfkelendiğimizde; güçlü olduğumuzda, karşılık verme imkânı elimize geçtiğinde…

İnsan bazen mücadeleyi kazanır ama kendinden bir şey kaybeder.

Belki en ağır yenilgi de budur:

Karşımızdakini alt ederken, ona dönüşmek.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kırgın Değilim Üzgünüm

Kendi Gökkuşağını Yaratma Cesareti

Olacağı Vardı, Oldu!