Gönül
Gönül kelimesi, üç ayrı dudakta üç ayrı iklime bürünür. Biri kırgınlığın gölgesinde üşür, biri özlemin ateşinde kavrulur, biri rüzgâra bırakılmış bir yaprak gibi teslim olur. Kelime aynıdır; ama herkesin gönlünden başka bir nehir geçer.
Zihin hesap
yapar, ihtimalleri tartar, sebepler arar. Kalp ise başka türlü çalışır. Bazen
tek bir bakış, zihnin saatlerce kurduğu bütün hesapları bozar. İşte adına gönül
dediğimiz yer tam burada başlar.
Bir sesin
tonundaki küçük değişiklik günümüzü değiştirir. Bir mesajın gelmemesi uzun bir
bekleyiş başlatır. Yıllar önce söylenmiş bir cümle, hiç beklemediğimiz bir anda
geri döner. Çünkü gönül, zamanı bizim gibi yaşamaz. Bir koku bizi çocukluğa
götürür, eski bir şarkı yıllardır görmediğimiz bir yüzü masanın karşısına
oturtur.
Bazı şeyleri
akıl unutabilir. Gönül unutmaz.
Gönül yalnızca
sevginin değil, kırgınlığın da evidir. İnsan bazen sözün kendisinden değil,
bıraktığı izden incinir. Bazen yapılanı değil, yapılmasını beklediğini taşır
içinde. Bu yüzden gönül en çok beklentilerden yara alır. Çünkü insan
karşısındakinden yalnızca yaptıklarını değil, hiç söylemeden anladığını da
bekler.
Peki, gönül
nedir?
Taşkın bir
nehir mi?
Akıl tarafından
dizginlenmesi gereken bir duygu yığını mı?
Yoksa insanın
kendisi hakkında akıldan önce fark ettiği şeylerin sessizce biriktiği yer mi?
Kesin bir
cevabı yoktur belki. Gönül, tanımlanacak bir yerden çok, insanın içine doğru
geçtiği bir eşiktir.
Akıl bize ne
yapacağımızı söyler. Kalp ne hissettiğimizi ama gönül bazen daha derinden bir
şey söyler: Burada bir hakikat var. Henüz adını koyamadığımız,
açıklayamadığımız ama içimizde sessizce yerini bulmuş bir hakikat.
İnsanın kendine
en dürüst olduğu yer de burasıdır. Çünkü yalan akıldan geçebilir, dilden de.
Ama bazı sessizliklerden geçemez. Ve insan hayatının sonunda, kaç doğru karar
verdiğini değil; hangi anlarda kendisine gerçekten dokunduğunu hatırlar:
Bir şarkıda
Bir vedada
Bir bakışta
Bir affedişte
Bir bekleyişte
Gönül, bütün
bunların arasında açılan daracık kapıdır. İnsan bazen yıllarca kapının önünde
durur. Sonra bir gün, nedenini bilmeden elini uzatır. Ve eşiği geçer. O anda
artık akıl susmuştur, kalp de. Geriye yalnızca insan kalır.
Kendisiyle baş başa…
Yorumlar
Yorum Gönder