Sessizliğin Bedeli

 

"Bazen kötülüğü büyüten, kötülerden çok iyilerin sessizliğidir."

 Eski bir Musevi rivayetinde anlatılır: Bir kasabada büyük bir haksızlık yaşanır. Bilge kişiye, 

— Bunu neden durdurmadın? diye sorarlar. O da, 

— Başta değiştirebileceğime inanıyordum, konuştum. Sonra sustum. En büyük hatam da o oldu, der. 

Rivayetin asıl ağırlığı, kötülüğü yapanlarda değil; suskunluğun alışkanlığa dönüşmesindedir.

Bugün çoğumuz, iyi insan olmanın kimseye zarar vermemekle sınırlı olduğunu düşünüyoruz. Oysa bazen mesele, kötülük yapıp yapmamak değildir; kötülük olurken nerede durduğumuzdur.

Bir iş yerinde haksızlığa uğrayan arkadaşımıza sessiz kalmak… Bir çocuğun aşağılanmasını görüp başımızı çevirmek… Bir iftiraya tanık olup "Beni ilgilendirmez." diyebilmek…

İnsan çoğu zaman tam da böyle anlarda kendi vicdanından uzaklaşır.

Elbette her sessizlik korkaklık değildir. Bazen susmak, öfkeyi büyütmemek için en doğru yoldur. Bazen de doğru zamanı beklemek gerekir. Fakat sessizlik, zamanla karakterimizin dili hâline gelirse, iyilik görünmez olmaya başlar.

Belki de kötülük, yalnızca onu yapanların cesaretiyle değil; iyilerin rahatlığıyla da büyür.

Kendimize şu soruyu sormaya cesaret edebilir miyiz?

Bugün sessiz kaldığım şey, gerçekten önemsiz olduğu için mi sustum; yoksa huzurumu bozmak istemediğim için mi?

İyilik yalnızca temiz kalmak değildir. Gerektiğinde kirlenen dünyaya el uzatabilmektir.

Çünkü bazen kötülük, yüksek sesle konuşarak değil; iyiliğin sessizliğinde yer bulur.

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kırgın Değilim Üzgünüm

Kalbe Ekilen Tohumlar

Ey zâlim!!!