YİĞİT AHİLER

Bugün yabancı bir şehirde yalnız kalan birinin yanına, onu hiç tanımadığı hâlde yolunu sormadan eşlik eden birine rastlamak kolay değil. Oysa seyyah İbn Battuta'nın XIV. yüzyılda ziyaret ettiği Denizli'de misafirperverlik öylesine köklü bir gelenekti ki, insanlar bir yolcuyu ağırlayabilmek için birbirleriyle yarışıyordu.

İbn Battuta, Seyahatname'de şehre girişlerini anlatırken ilginç bir sahneden söz eder. Çarşıdan çıkan bazı dükkân sahipleri, yolcuların hayvanlarının dizginlerine sarılır. Ne olduğunu anlamakta zorlanan İbn Battuta'ya bunun sebebini açıklarlar: Bunlar yiğit Ahilerdir. Her biri onları misafir etmek istemektedir. Kimin ağırlayacağına ise kura ile karar vereceklerdir.

Bu sahne bana Şırnak'ta yaşadığım iki olayı hatırlatıyor.

O yıl, kendi tercihimle defterdar yardımcısı olarak Şırnak'a atanmıştım. Minibüsten indiğimde yanımda oturan genç bir yolcu, yabancı olduğumu anlamış olacak ki benimle birlikte indi. Ne adımı sordu ne de kendini tanıttı. Bavulumu omzuna aldı ve dik yokuşlardan benimle birlikte yürümeye başladı. İşim bitince yollarımız ayrıldı. O genci bir daha hiç görmedim.

Aynı yıllarda, yeni atanan öğretmenlerin belgelerini ibraz etmek için Şırnak'a geldiği bir dönemde, işi uzayan birkaç aile geceyi geçirecek yer bulmakta zorlanmıştı. İlin tek beş yıldızlı otelinin sahibi Rıdvan Acar Bey'e durumu anlattım. Ücretlerini karşılamaya hazır olduğumu söyledim.

Cevabı kısa oldu:

— Bize hizmet edecek olan, dar duruma düşmüş insanlardan nasıl para alırım!

Ne pazarlık yaptı ne de başka bir açıklama bekledi.

Yıllar önce Denizli'ye gelen bir yolcunun peşine düşen Ahilerle, Şırnak'ın yokuşlarında bavulumu taşıyan o genç arasında yüzyıllar vardı. Birinin adı tarihe geçti, diğerinin adını bile öğrenemedim. Rıdvan Bey'in sözleri de aynı hikâyenin başka bir yerinden geliyordu.

Belki bazı değerler, anlatılarak değil, birinin kapısını açmasıyla yaşar.

İbn Battuta'nın gördüğü o eski sahneyi okurken aklıma Şırnak'taki o genç geliyor. Bavulumu taşıyan elleri hatırlıyorum. Yıllar sonra bile insanın hafızasında kalan, bazen kimin ne söylediği değil, hiç tanımadığı birine ne yaptığı oluyor.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kırgın Değilim Üzgünüm

Kalbe Ekilen Tohumlar

Seneca 60. Mektup