MOTORU YAKMADAN


Kızım öğretmendi.

Çocukların notlarını, sınavlarını, başarılarını yıllardır görüyordu. Hangi çocuğun biraz daha çalışması gerektiğini, hangisinin daha çok zorlandığını, hangisinin kendi sınırının üzerine çıktığını mesleği gereği bilirdi.

Ama söz konusu kendi kızı olunca, öğretmenliği bir kenarda kalıyordu.

On bir yaşındaki torunumun sınav sonuçları beklediği kadar iyi gelmemişti.

Kızım çok üzülmüştü.

Bir gün telefonda konuşurken sesi titredi.

Sonra ağladığını öğrendim.

Bir çocuğun aldığı not için annesinin ağlaması, bana ağır geldi.

Telefonu kapattıktan sonra bir süre düşündüm. Ona uzun uzun nasihat vermek istemedim. Bazen insanın söyleyeceği çok şey olur da, en doğrusu birkaç kelimeye sığar.

Mesajı yazdım:

“Fiat, Peugeot, Mercedes... Bir olur mu?

Onun kumaşı Peugeot.

Mercedes'le yarıştırırsan motoru yakabilirsin.”

Mesajı gönderdim.

Sonra telefonu masanın üzerine bıraktım.

Torunumun sınav kâğıdını görmemiştim. Kaç aldığını da bilmiyordum.

Ama bir şeyi biliyordum:

On bir yaşındaki bir çocuğun önünde daha uzun yıllar vardı.

Belki bazı derslerde arkadaşlarından geride kalacaktı.

Belki başka bir derste hepsini geçecekti.

Belki bugün yapamadığını yarın yapacaktı.

Çünkü çocuklar aynı fabrikadan çıkmış otomobiller değildi.

Kiminin motoru güçlüydü, kiminin kasası.

Kimi yokuşta zorlanır, düz yolda hızlanırdı.

Kimi de herkesin gittiği yoldan değil, kendi yolundan giderdi.

İnsan bazen çocuğunun daha hızlı gitmesini isterken, onun motorunun sesini duymayı unutuyor.

Oysa mesele, en önde gitmesi değildi.

Kendi motorunu yakmadan yoluna devam edebilmesiydi.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kırgın Değilim Üzgünüm

Kalbe Ekilen Tohumlar

Ey zâlim!!!