Kayıtlar

Seneca Ahlak Mektupları 48.Mektup taslak

48. Mektup Bir sorunu çözümlemek, o sorunu ortaya atmaktan daha uzun zaman aldığına göre özellikle kimi zaman senin, kimi zaman benim yararım söz konusu olunca daha da çok düşünmem gerekmez mi? S enin yararına olan bir şey benim de yararımadır ya da seninle ilgili bir sorun ortaya çıkınca bu benim de sorunum değilse, senin dostun değilim demektir zaten. Dostluğumuz her konuda 161 kader birliği kurdu aramızda. İyi kötü günde bizim için tek başımıza kalmak yok artık: Ortaklaşa yaşıyoruz. Hiç kimse mutlu yaşayamaz. Kendin için yaşamak istersen, başkası için yaşa. İnsanları tümüyle bir araya toplayarak insan türünün ortak bir yasası olduğuna karar veren ve titizlikle, dindarca korunan bir kutsal birlik, yukarıda sözünü ettiğim dostluğun  yalnız kendini düşünerek, her şeyi kendi yararına çevirerek yaşa.  Birçok şeyini insanlarla paylaşan kişi, dostlar arasında her şeyi ortaklaşa kullanacaktır. Çok değerli Lucilius'um, dostluğun kaç tanımı vardır? İnsan kaç anlama gelir? Bunlar de...

Seneca Ahlak Mektupları 49. Mektup özet

49. Mektup Dostlarının anısını, sadece herhangi bir yerin görüntüsü, manzarası sayesinde yüreğinde canlandıran kişi vurdumduymazın, umursamazın biridir. Ama yine kimi zaman bilinen şeyler, dostumuzun içimizde yatan özlemini çıkarıverir yüzeye. Unutulmuş, sönmüş değil de anısını 164 içimizde uyuyan anısını tazeler; tıpkı yas tutanların acısı zamanla yumuşarken, ölenin yakını bir küçük kölenin ya da bir giysisinin veya evinin içimizdeki bu acıyı yeniden uyandırması gibi. Gözümde tütüyorsun hep! Özellikle senden ayrılışım hiç gitmiyor gözlerimin önünden. Gözyaşlarını içine akıtmaya çalışman, duygularına engel olmak için kendini zorlaman hala gözümün önünde duruyor. Sanki seni daha dün yitirmişim gibi. Zaten hangi anı insanın gönlüne düştü mü, hep “dün gibi” değildir ki? Çocukken filozof Sotio'nun önünde oturuşum daha "dün gibi”, davalara bakmaya başlamam daha “dün gibi”, davaları artık üstlenmek istememem daha "dün gibi”, avukatlığı bırakmak zorunda kalmam daha "dün gi...

Seneca Ahlak Mektupları 50. Mektup özet

  50. Mektup Mektubunu, gönderdiğin tarihten aylar sonra aldım. Her gün daha iyi olmak için yanılgılarının birinden sıyrılmaktan, dış olaylara yüklediğin kusurlarının kendi kusurların olduğunu anlamaktan başka ne yapabilirsin ki? Kimi kusurlarımızın suçunu bir yere, bir zamana yükleriz ama kusurlarımız nereye gidersek gidelim peşimizi bırakmayacaktır.  Karımın soytarısı olan kadın, yani Harpaste, biliyorsun bir miras yükümlülüğü olarak kaldı bizim evde. Çünkü benim böyle şeylerle işim olmaz. Bir soytarıyla eğlenmek istersem uzağa gitmeme gerek yok, kendi halime gülerim. Neyse, bu soytarı birden bire görmez oldu; söyleyeceğim şey inanılmaz ama doğru: Kadın kör olduğunun farkında değil, kendine eşlik eden köleye onu bu yerden götürmesini, evin kapkaranlık olduğunu söyleyip duruyor. Bu soytarıda gördüğümüz olay hepimizin başına gelir, bunu anlamalısın. Kimse kendisinin haris, aşırı istekli olduğunu anlamaz ama körler bir rehberi gereksinir; bizse rehbersiz dolaşır durur ve deri...

Seneca Ahlak Mektupları 51. Mektup özet

51. Mektup Gerçi kimi doğal güzellikleri var ama yine sefahat sürenlerin bayram yeri olarak burayı seçmesi yüzünden kaçınılması gereken bir yer. “Nasıl şey o öyle? Bir yerden açıkça nefret edilir mi hiç?” Edilmez doğal olarak, ama nasıl ki falan giysi bir bilgeye, dürüst insana başka giysiden daha çok yakışırsa, nasıl insan hiçbir renkten nefret etmese de falan rengin sadelikle az bağdaştığını düşünürse, 170 bölge de böyledir. Yalnız bedenimiz için değil, manevi, ahlaki yanımız için de sağlıklı bir yer seçmeliyiz. İşkenceciler arasında yaşamak istemediğim gibi, meyhaneler arasında da yaşamak istemem.   Hataların tuzağından elimizden geldiğince kaçalım, güçlendirelim ruhumuzu; zevklerin okşayışından, kışkırtısından uzaklara çekelim onu. Tek bir kışlak, Hannibal'ı gevşetmeye yetti: Ne karların ne Alp Dağları'nın engelleyebildiği o yiğidi Campania’nın tatlı sıcaklığı yumuşatıverdi. S ilahlarla yendi, kusurlarına yenildi Hannibal. Bizim de savaşmamız gerekir, hem de askerler gibi...

Seneca Ahlak Mektupları 52. Mektup özet

  52. Mektup Biz bir yöne giderken, Lucilius, bizi öteki yöne sürükleyen, kaçmak istediğimiz yere bizi geri iten şey nedir? Ruhumuzla çatışan, bizim bir şeyi hep istememize engel olan şey nedir? Türlü kararlar arasında gide gele çalkalanıp duruyoruz. Hiçbir şeyi özgür ve kesin bir biçimde istemiyoruz; hiçbir şeyi hep istememekte karar kılmıyoruz. "Bir insanda hiçbir şey sürekli değilse, hep aynı şeyden hoşlanmıyorsa davranışı, akılsızcadır ” diyorsun. Ama kendimizi bundan nasıl ve ne zaman sıyıracağız? Hiç kimse kendiliğinden suyun 173 yüzüne çıkacak kadar güçlü değildir, birinin elini uzatıp onu çıkarması gerekir. Epikuros'un dediğine göre kimi insanlar, kimsenin yardımı olmadan erişirler gerçeğe, yollarını bulurlar; Epikuros en çok onları över, kendiliklerinden atılım yapan, kendi kendini geliştiren kişileri. Kimi kişiler de başkasının yardımını gereksinir, önlerinden giden olmadı mı ilerleyemezler ama bir başkasını izlemeyi iyi bilirler. “Bunlardan biri Metrodorus'tur...

Seneca Ahlak Mektupları 53. Mektup

  53. Mektup Kısa bir süre önce çıktığım şu deniz yolculuğuna razı olduktan sonra artık neye razı olamam ki? Deniz sakinken kıyıdan demir aldık. Gök neredeyse yağmura, fırtınaya dönüşecek kara kara bulutlarla doluydu. Hiç kuşkusuz senin Parthenope'nden Puteoli'ye kadar birkaç millik mesafeyi hava ne kadar korkunç, basık olsa da aşabilirim sanmıştım. Bu yüzden daha çabuk sıyrılayım diye açıktan Nesis'e doğru dümen kırdım, böylece bütün koylarda oyalanmaktan kurtulacaktım. İlerlemekle geri dönmek arasında artık benim için hiçbir fark kalmadığı bir yere geldiğim zaman, önce beni aldatan o sakin deniz yok oluverdi. Daha fırtına patlamamıştı ama çalkantı başlamıştı bile; sonra birden  dalgalar sıklaştı. Dümenciden beni kıyıya bırakmasını istedim. Dümenci, “Kıyılar kayalık, sığınılacak bir koy yok, ayrıca fırtınada kıyıya yanaşmak kadar hiçbir şeyden korkmam," diyordu bana. İçinde bulunduğum tehlikeyi anlayamayacak kadar hırpalanmıştım; çünkü içimi boşaltmayan bir mide bul...

Seneca Ahlak Mektupları 54. Mektup

  54. Mektup Hastalık uzun bir süre yakamı bırakmıştı benim, birden saldırdı yine. "Hangi hastalık?" dersen, yerinde bir soru olur bu: Hangi hastalık bana yabancı ki? Ama bir tanesine adanmışım sanki: Bilmem, nedense hep Grekçe adını söyleyip duruyorum, Latince suspirium (nefes darlığı) dense çok uygun düşebilir. İnsanın üstüne saldırması fırtına gibi ansızın olur, hemen hemen bir saat içinde sona erer. Kim daha uzun zaman can çekişmeye dayanabilir ki? Bedene gelebilecek her türlü rahatsızlık, her türlü tehlike benim başıma geldi ama hiçbirine katlanmak güç gelmedi bana. Neden mi? Öteki hastalıklar ne olursa olsun birer hastalıktır, bu ise bir can çekişme! Bu yüzden hekimler "ölüm alıştırması" diyorlar ona, çünkü günün birinde o soluk çekiştiği canı alıp götürecek. Krizi atlattığım için, bu mektubu yazarken neşeli olduğumu düşünebilirsin belki. Bu sonuçtan, sanki sağlığıma kavuşmuşum gibi sevinç duyarsam, dava tarihini uzattığı için kendini davayı kazanmış sanan in...